Sınıflandırma Sistemleri – Tarihçe ve Temel Bilgiler

Modern psikiyatriyi şekillendiren iki önemli durum:

  1. 1952’de klorpromazinin antipsikotik özelliğinin keşfi
  2. 1972’de Feighner ve ark. “tanı ölçütleri”ne ilişkin makalesi

Çocuk psikiyatrisine özgü sınıflama, 1935’te Leo Kanner tarafından ilk kez yapılmıştır.

1952’de hazırlanan DSM-I, fenomenolojik ya da kavramsal değil, saf analitikti.

Bundan 16 yıl sonra yayımlanan DSM-II’deki temel değişiklikler:

  1. Daha önceki ifade olan “reaksiyon” düştü (şizofreni reaksiyonu yerine şizofreni)
  2. “Qualifying phrases” eklendi (akut, nonpsikotik, kronik vb.)
  3. Homoseksüalite: cinsel yönelimde bozulma ismini aldı
  4. Affektif ve psikotik hastalıklar, etiyolojik atıflarından arındırıldı

1974’te “Group for the advancement of psychiatry” (G.A.P.) hastalıkları “sınıflamış”:

  1. Sağlıklı tepki
  2. Reaktif bozukluk (disorder)
  3. Gelişimsel sapma(developmental deviation)
  4. Psikonörotik bozukluk (with a clear psychoanalytic assumption)
  5. KB
  6. Psikotik bozukluk
  7. Psikofizyolojik bozukluk
  8. Beyin sendromu
  9. Mental retardasyon

(6,8 ve 9 dışında tümü “psikodinamik” etkileşimlerle iç içe ve en “hafif” durum: 1, en “ağır” durum: 9)

DSM-II’den 12 yıl sonra DSM-III yayımlandı, Robert Spitzer’in çalışmaları ile uzantısı olan DSM-III, psikiyatride biyolojik devrim kabul edildi.

DSM-III ile gelen temel değişiklikler:

  1. DSM, hem etiyoloji, hem de fizyopatoloji anlamında ateorik hale geldi.
  2. “Geçerliliğin” (validity) olmadığı baştan kabul edilerek tümüyle “betimleyici” ve “kategorik” bir sınıflandırma yapıldı
  3. Çok eksenli (5) sistem getirildi
  4. Çocuk psikiyatrisi ayrıntılandırıldı

Betimleyici sınıflandırma sistemlerinde belirtiler, altta yatan dinamik süreçlerle ilişkileri olabileceğine ilişkin referanslar reddedilerek, yalnızca var oldukları şekilde, “yüzey fenomenleri” olarak sınıflandırılır.

Durumların çevresel ilişkileri (çevre bağlamı) pek kullanılmaz.

Betimleyici sistemler ile ilişkili olarak karşılaştığımız üç önemli nokta:

  1. Bir hasta değerlendirilir ve tedavisi planlanırken, yalnızca ona özgü bir planlama yaparız.
  2. İletişimi sağlamak için “reliability” son derece önemlidir; bunun için de “çıkarsama” kullandığımız durumlar yerine “gözlenen” ve “bildirilebilir” belirtileri kullanmak daha uygundur.
  3. Tanı konulmuş olduğunda aslında hem olası etiyoloji, hem bu durumla ilişkili diğer klinik durumlar, hem de tedaviye beklenen yanıt ile ilişkili olarak fikir sahibi olmuş olmalıyız.

Bu tarz sınıflandırma sistemlerinin avantajları;

  • İletişim
  • İşevuruk(operasyonel) olabilme

Dezavantajları;

  • Etiketleme
  • Geçerlilik (ölçtüğümüzü sandığımız şey gerçekten var mı?, hastaların burun uzunluğu, saç rengi, kan basıncı, ayak büyüklüğü vb. onlarca parametre üzerinden de gruplama yapabiliriz ama neyi ölçüyor oluruz?)
  • Güvenilirlik (ölçütlerde “anlaşılır” ifadeler yer almalı, ölçütlerin içeriği “inferansiyel[çıkarsamaya dayalı]” değil, gözlemsel olmalı ve sistemde mümkün olduğunca az ölçüt olmalı)
  • Sık revizyon (medyada güvenilmezlik, uyum sorunları)

Tanıda “ölçüt” (criterion) kullanıyor olmamızla ilişkili olası sorunlar:

  1. Aşırı özgüllük riski(sık görülen değil, patognomonik davranış ölçüt yapılma eğilimindedir)
  2. Eşik sorunları (konsensüs kararı olduğu için; hastaların bir kısmı “çok tipik” olarak o hastalığa sahip olduğu halde eşiği geçemeyebiliyor, bir kısmı “belirtileri karşıladığı” halde hastalığın “esansiyel” özelliklerine sahip olmayabiliyor)
  3. İnstabilite (Ölçütler ne kadar spesifik olursa, küçük değişimlere [beklenmedik majör “shift”lere] o kadar duyarlı hale gelir)

BOYUTSAL DEĞERLENDİRME

  • “Süreklilik (continuum)” nosyonu ile uyum içindedir
  • Eşikler, “toplanan ölçüt sayısı ile değil”, “normal popülasyondan farklılık” ile belirlenir.
  • Ancak bunun da hangi kişiye hasta diyeceğimiz (caseness) noktasında (bence) ciddi bir açmazı/farklılığı var: “yeti yitimi” ile değil, “deviasyon(normalden sapma)” ile tanı koymuş oluyoruz. Bu da şimdiki düşünce şeklimizden son derece farklı. Hatta bu durum, DSM için “anlamlılık ölçütü” !..
  • “Deviasyon” kavramının da kendine özgü zorlukları(örnek: yaş ve cinsiyete göre değişmesi vb.) ve avantajları da var.

Klinik kararlarımızı yalnızca belirtilerin varlığı/yokluğuna göre vermiyoruz.

Her hasta için entellektüel kapasiteyi, kişiliği, mizacı, fiziksel hastalığın varlığını, sosyal çevreyi ve hatta küreyi değerlendiriyoruz.

Kullandığımız sistemlerin “mükemmel olmayan” birçok tarafı var.
Revizyon çok önemli, yeni deneyimleri dikkate aldığımızı, yani “vitalite”yi gösteriyor.

(Kaynak: Essentials of child and adolescent psychiatry, Jerry Wiener )

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Post Navigation