Psikiyatride Bilimselleşme ve Yozlaşma

Sevgili  genç  meslektaşlarıma !

Prof. Dr. M.K. Doksat  hocanızın özlü, sıkıştırarak bir komprimeye dönüştürdüğü bu yazımını lutfen alınız, çerçeveleyerek Hipokrat andının yanına asınız. Bu yazının bana verdiği esin ve coşkuyla bu komprimeyi açıp seyrelterek şuruba dönüştürmeye çalışacağım ki sindirimi kolaylaşsın.

APA 1980’de DSM-III’ü geliştirdiğinde bu temel ilkelerle yola çıkmış, psikiyatrinin bilimsel tıp dalı olduğu sadece davranış bozuklukları olmadığı yönünde devrim başlatmıştır.Bu ilkeler nelerdi:

-Anketçi olma, nesnel gözlemi içeren veriler topla
-Nesnel, somut verileri betimle (Deskriptif yaklaş) tanımla ve sınıflandır.Sendrom düzeyindede olsa…
-Komorbidite için Eksen I’i kullan.
-Eksen III’te temelde bir hekim olduğunu asla unutma.
-Sınıflandırma yapamadıklarını ayrışmamış, atipik ve diğer kodlarında değerlendir.
-Ölçüp biçme alışkanlığı kazan.Eksen IV’te tetikleyici stressör etmenlerin ağırlığını hesapla.
-Eksen V’teki uyum ve işlevsellik ölçeği gibi ölçek kullan.Yoksa geliştir, geçerli ve güvenli olup olmadığını test et.
-Agnostik ol! Bildiğin, gördüğün ve bulduğunla yetin.
-Ateorik ol! Nesnel veriler olmaksızın Kuram ve varsayım üretmeye çalışma.
-Ayrışmamış, atipik ve diğer başlığı altında kodladığın olguları izle, topla, istatiksel anlam kazandıracak birikim oluşturduklarında üzerlerinde çalışarak varsayım (hipotez) oluşturabilirsin.Çalışmaların sonunda hipotezin doğrulansa da doğrulanmasa da anlamlı olacaktır.

APA günümüzde bu ilkelerden sapmıştır.Güvenirliliğini yitirmiş, ilaç sektörünün yönlendirmelerine boyun eğmiş ve kontrolü altına girmiştir.APA eski APA değil DSM’de eski DSM değildir.

Yalancı bilim, kirli bilgi, bilimsel hırsızlık, yalancı unvan para kazandırabilir.Sosyal statü kazandırabilir.(Makam dedikleri şey) ama bunlar hekim için ayıplıdır ve adam gibi adam olmaya engeldir.

Bilimsel metodolojiye sahip ve sadık yeni alternatif sistemler geliştirme gereksinimi doğmuştur.Sizlere sıradan 2 örnek sunacağım;

1)Bulgu ve belirti olmaksızın “Potansiyel şizofreni” tanısı ve ilaç kullanımı.
2)Eksen I’de şizofreni + OKB Komorbiditesi.Bir şizofrenileri gözden geçirelim.Birde OKB’nu.Kategorik olarak aynı kişide biraraya gelmesi olası mı? Şizofreniklerin özellikle atipik antipsikotiklerle tedavi süreçlerinde görülen obsesyonlar ayrı bir antitemorbid değildir. Tedavinin işe yaradığını gösteren, hastanın içgörü ve uyum kazandığını, bilişsel işlevlerini denetleme gereksinimi duyduğunu gösteren produktif semptonlardır.Üstelik hasta – hekim iletişimine katkı sağlayarak işe yararlar. Bu nedenle tedaviye çoğu antagonist etkili pahalı antidepresan ekleyerek garip bir kokteyl yapmak yerine hastaya bilişsel, didaktik terapi uygulanması daha uygun olmaz mı?…

İlgilenenler için aşağıdaki makalemi sunuyorum.

PSİKİYATRİDE BİLİMSELLEŞME VE YOZLAŞMA
(Popüler Psikiyatri Dergisi sayı:62)

       Değerli ve özellikle genç meslektaşlarım !

Hekimlik kendini insan sağlığına adamış bir meslektir.Temelinde insan sevgisi olmadan yapılacak iş değildir. Benim bildiğim hekimin iki düşmanı vardır; biri hastalık diğeride ölümdür.Yani hekimin işi hastasının sağlıklı yaşamasını sağlamaktır.Kimileri buna mutlu etmek gibi ölçütü ve sınırları belli olmayan bir kavramıda ekleme saflığını yada cesaretini gösterirler.Ancak görev alanımızı ve sınırlarımızı bilmek zorundayız.
İnsanlarher açmazlarında olduğu gibi hastalıklar karşısında da doğaüstü güçlere sığındıklarından animizmin yaygın olduğu ilkel kültürlerde ” şifacılık” uyanık büyücülerin işlevi sayılmıştır. Bir takım uygulamalar, ritüeller, kurallar gerektiğinden doğal olrak usta-çırak ilişkileri ve bunun hiyerarşisi kurulmuştur. Antik Yunan ve Roma uygarlıkları nedenli sahiplenseler de bana göre; hekimliğin mistik ritüelleri aşarak bilimsel yaklaşım kazanması 1000 yıl önce İBNİ SİNA ile başlamış 750-800 yıl onun eser ve öğretileri batı tıbbına egemen olmuştur.
Daha 150 yıl öncesine kadar cerrahlık tıp dışı özel zanaat ve beceri alanı sayılıyor, berberlerle cerrahlar arasında meslek alanına tecavüz tartşmarına yolaçıyordu. Gene geçen YY başlarında psikiyatri diye bir tıp dalı yoktu. Akılhastanelerinde görevli hekimlere “Alienist” deniyordu. E . Kraepelin’in deskriptif yaklaşımı psikiyatride tıbbi mtodolojiye uygun ilk yaklaşım olsa da 40 yıl öncesine kadar psikiyatri psikolojik ekollerin baskın etkisinden kurtulamamıştır. O yıllarda psikiyatri “Anensefal” di. (Dr. S. Becarano) Psikanalitikçier epilepsiyi bir dissosiyatif bozukluk sayıyorlar, ogano-dinamik eklektik yaklaşımlarsa epilepsiyi dissolusyon-resolusyon süreci olarak tanımlıyorlardı.
Beyni dışlayan psikiyatrik eğilimler odenli baskındı ki; 1970 Ulusal Nöropsikiyatri Kongresi Genel Kurulunda kongrenin adının değiştirilerek “Davranış Bilimleri Kongresi olsun tezleri önesürülmüştü. Bu türden moda akımların  önünü keserek psikiyatrinin bir tıp alanı oduğunu  hatırlatan gelişmeler de oluyordu. Ampirik bir yöntemde olsa 1940′ larda  kliniğe girmiş uygun olgularda çokiyi sonuç veren EKT ve 1950′ lerin ikinci yarısında psikofarmakaların klinğe girişiyle hastalıkların gidişinde saptanan değişmeler… (Klorpromzin, Meprobamat , İmipramin gibi)
1980’lere kadar EKT’nin terapötik etkisinin psikodinamik yorumlarını yapanlara karşı çıkanların bir türlü yanıt alamadıkları soruları vardı; kaynağı, nedenleri ve dinamikleri kişiye özel değişken olan sorunlar nasıl oluyorda tek ve aynı tedavi yöntemiyle iyleşiyorlar? Hemde
tedavi anında bilinç yitimine uğradıkları halde…
Psikiyatrinin bilimsel metodoloji ile buluşması DSM-III 1980 le olmuştur. Özetle; gördüklerinle ve bildikllerinle yolaçık, bilmediğinle ilgili kuramsal, varsayımsal spkülasyonlara girişme, agnostik, deskriptif sınıflandırmayı benimsemiş ortak bir dil oluşturalım da pratiğimizi sağırlar diyaloğu durumundan kurtaralım.
Tıp bilimlernde teknolojisinde son 30 yılda mucizevi gelişmelergerçekleşti. Elbette bu gelişmelerin içinde yeralan ilaç sektörü de bunu kendi yönünden fırsat görerek acımasız rekabetin oduğu bir ticari alana dönüştürdü. Ticari ahlak (ahlaksızlık) hekimin meslek ahlakını da
yozlaştırdı. Tıp etiği artık boş zaman uğraşı (pardon sohbeti) konumundadır.
Ülkede Demokrasinin D’si, Hukukun H’si kalmamışken ortalarda demokrasi havarisi gibi dolaşmak, Eğitimin E’si Kültürün K’si kalmamışken herşeyi bilen allame kesilmenin bedeli en azından “Narsisistik kırılma”y’la ödenir.
Biz DİNOZORLAR hergün yeni bir şeyler öğrenmek, benim güzel ülkemde neler oluyor, nereye gidiyor, çevremizi saran ateş çemberinden çıkmanın bir yolu varmı diye kafa patlatıp çırpınalım.(Bu DİNOZOR yakıştırmasını hep sevmişimdir.Hiç olmazsa HIV virüsünden daha iyidir.Üstelik bu sıfatı kazanmak hiçte kolay olmadı.Ülkeme 55 tane uzman kazandırdım, yüzlerce uzmanın 4 aylık sürelerle Adli Psikiyatri Eğitimi almalarını sağladım, halkıma 42 yıl hekimlik hizmeti verdim.)
Estetikle ilgili konular yetenekle ilgilidir, özeldir ve tercih meselesidir.Ama izin verirseniz 17 yıl “Etik Kurul” yönetmiş bu DİNOZORUN Etikle ilgili söyleyecek bir kaç sözü olsun:
Hekim işini iyi bilmek, iyi yapmak zorundadır.Bu öncelik tüm diyerlerinin önünde gelir.Hekimin işini bilmeden yada kötü uygulamak suretiyle başkalarının sağlığıyla oynayarak onlara zarar verme hakkı yada ayrıcalığı yoktur.
Hekim reklam yapmaz.(Şöhret-i kazip, günümüzün modası “medyatik olmak” ameliyathane giysileriyle magazin programına çıkarak)sahte ün peşinde koşmaz hekimlik saygın ve onurlu bir meslek idi.Semt pazarlarındaki çığırtkanlar gibi müşteri peşinde koşmaz, ilaç pazarlamacılarının piyonu olmaz, komisyonculuğuna, taşeronculuğuna tenezzül etmez.Etiket meraklısı olsa dahi hiç olmazsa sahte etiket kullanmaz (turp etiketinin altına şalgam konmaz) senede 2 milyon USD kazanan Nemerof ve benzeri konuşmacılara 100.000 USD karşılığında TMS’nin depresyonda yararlı olabileceğinden söz ettirip bu veciz sözcükleri literatür bilgisi olarak çerçeveletip duvarına asmaz.Sonrada bu kirli bilgileri “haydi yeni çıktı bunlar ABD malı son teknoloji” diye halkına yutturup kazıklamaya kalkmaz hele terapötik etkinliğini EKT ile karşılaştırmaya hiç kalkmaz onlara önerim ellerinden geliyorsa  TM uyarımını konvulsif eşiği aşarak kullanmalıdır aksi halde hastaları oyalayarak intihar oranının yükselmesine yol açmanın hesabını bu gün olmasada bir gün vermek zorunda kalabilirler.
APA artık DSM-III 1980’i düzenleyen APA değil, ilaç sektörünün güdümüne girmiştir.Tüm dünya psikiyatristlerini aptal yerine koyarak 3’lü 4’lü çapraz sponsorlukların klişe sözcüklerle gizlendiği yada gözden kaçırılmaya çalışıldığı bir platforma dönüşmüştür.İlk sapmalar tipik anti psikotikleri atipikler grubuna sokmakla olmuştur.DSM-V ile artık sanal yada olası (potansiyel) şizofreniklerede ilaç yazdırabileceklerdir.Ne diyelim hayırlı olsun… Bipolar bozuklukta en yeni en pahalı antiepileptikleri rutin uygulayan meslektaşlarımada selam olsun, her bozukluğu (Dizorder) hastalıkmış ve ilaç verilmesi gerekiyormuş gibi algılayarak kendisini en çok ziyaret eden firmanın en pahalı antiepileptiğini yazanlarada selam olsun.(Unutmayınız DSM-III’de psikiyatrik tedavide ilgi odağı I. eksen sorunları idi.III. eksen tanıları konsültasyon ve işbirliği yapmayı gerektirecek sorunlardı.

Önemli Not: Doz aşımı tartışmaları SGK uygulamaları ile gündemde yer alıyor.Dava konusu olupta yargı önüne gittiğinde asıl ciddi sorunlar o zaman yaşanacaktır.Bilgilerinize…
Önemsiz Not: Acemi imam dinden eder.
Acemi doktor candan eder.
Acemi Psikolog ise Asmalı Mescidde uzun uzun sohbet eder.Birde bu kişi psikiyatrist (hekim) ise bayağı ilgi odağı olur.

Niyazi  UYGUR
www.druygur.com

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir