Psikiyatri tıbbın neresinde duruyor?

YOLCULUĞUN BAŞLANGICI

Psikiyatri meraklıları genellikle daha kendini tıp fakültesi ilk yıllarından belli ederler.  Dördüncü sınıfa gelindiğinde stajyer doktor olan tıp fakültesi öğrencileri klinikleri dolaşmaya başlarlar. Bu sırada psikiyatri kliniği de yaklaşık bir aylığına ziyaret edilir ve son seneye geçen intörn hekimler, en az bir ay süren daha aktif oldukları başka bir psikiyatri rotasyonu yaparlar. Bu aşamalardan geçen hekim adayı psikiyatriye meraklıysa genellikle çoktan karar vermiştir. Ve sonra gelir uzmanlık eğitimi…

Hekim olarak yetişen birey psikiyatri uzmanlığın daha ilk yıllarında bazı şeyleri “farklı” olduğunu idrak etmeye başlamıştır. Farklı terminoloji, farklı kavramlar, teşhis sistemlerindeki farklılık, ilk heves yerini bu zamanlarda biraz kafa karışıklığına bırakabilir. Tanısal yaklaşımların diğer tıbbi branşlardan biraz daha farklı olması kafa karışıklığının genellikle ilk sebebidir. Diğer hekimler bir yana dursun, psikiyatri uzmanlığı yapan hekimlerin bile eğitimleri sırasında kavramakta zaman zaman zorlandığı temel nokta, psikiyatrinin tıbbın neresinde durduğudur.

PSİKİYATRİNİN DİĞER TIBBİ BRANŞLARDAN FARKI NEDİR?

Psikiyatristler, insan bedeninde bulunan ve üyelerinden herhangi birinin vetosu halinde hayatın duracağı beş organdan oluşan “büyük yaşam kurulunun” başkanı olan “beyin” ile uğraşırlar. Beyin, kurulun diğer üyeleri olan, Karaciğer, Akciğer, Böbrek ve Kalpten çok farklı bir organdır. Beyin kendi biyolojisinden davranışına giden yolun ara bağlantılarının ve nedensellik zincirinin henüz tespit edilemediği bir organdır. Beyin dışındaki tüm diğer organlar da teorik anlamda “davranırlar” ama davranışları çok ilkeldir, günümüz tıbbi birikimi ile davranışlarının fizyolojik açıklamalarını direk olarak yapılabilmektedir. Bu nedenle biz o organların eylemlerine “davranış” demeyiz.

Beyin,işleyişinin direk fizyolojik açıklamalarının yapılamadığı insan davranışının kontrol eden de facto bir otonomi sahibi başka bir üst  yazılım çalıştırmaktadır. Beyin donanımı üzerinde çalışan ve çalışma sisteminin henüz donanımdan yazılıma giden nedensel bağlantıların çözülemediği bu kavramsal yazılıma “akıl” denir. İnsan aklı ile eylemlerini planlar ve uygular. Akıl denen bu işlevsel yazılımın patronu beynin her iki yarısının ön lobunda bulunan küçük bir hücre grubudur. Bu hücre grubuna Dorsolateral Prefrontal Korteks denir. İnsan motive davranışlarının temel yürütücüsü olan anatomik bölgedir.

Psikiyatri hekimleri, karaciğer, kalp, akciğer ve böbrek hekimlerine ek olarak uğraştıkları organın, bir de“fizyolojik bilgilerle henüz açıklanamayan davranışı” ile muhataptırlar. Dört odacıklı basit bir pompadan ibaret olan kalbin “davranışı/işlevleri bilinen fizyolojik bilgilerle tamamen açıklanabiliyorken ve neyi neden “yaptığının” direk nedenleri bulunabiliyorken (ve bu zaten durumun içine gömülü iken = implicit), beyin denen organın davranışları, “akıl” denen ve organın biyolojisinden otonom davranan bir üst yazılımın kontrolü altında geriye mühendisliği (reverse engineering)  çok zor hale getiren bir durum yaratmaktadır.


HASTALIK NEDİR?

Tıpta hastalık kavramı, insanlar tarafından tarif edilen, sorunlara odaklı bir tanımlamadır. Hastalıkları insan tarif ettiği ve düzeltmeye çalıştığı için hastalık adını alır. Örneğin, hiçbir insan kalbi 200 yıl boyunca atamaz,  insan bedeninin kalan tüm organları sağlam kalmış olsa da en basit tanımla organın “eskimesine ve yaşlanmasına bağlı” kalp yetmezliği bulguları eninde sonunda ortaya çıkacaktır. Yine,  diyelim ki 150 yaşına kadar yaşamış tüm insanlarda eninde sonunda Alzheimer Hastalığı bulguları ortaya çıkacaktır. Aynı şekilde hiçbir böbrek sonsuza dek çalışmaya devam edemeyecek ve eninde sonunda yetmezlik denilen sendrom içine girecektir. O halde kalp yetmezliği de, Alzheimer Hastalığı da, böbrek yetmezliği ve bunun gibi birçok durum da aslında doğal yaşam sürecinin bir parçasıdır. İnsanın yarattığı “Tıp”, pozitif bilimlerini kullanarakbu süreçleri tanımlar, sorunun organdaki nedenlerini araştırır ve bu süreçleri insan hayatının “iyileştirilmesi” amacıyla durdurmaya çalışır. Tarif edilen tüm bu durumlara hastalık, tıbbın bu girişimine “tıpta hastalık modeli” denir.

TIPTA HASTALIK MODELİ NEDİR?

Hastalıklar insan tarafından tarif edilen ve “insanın istemediği” durumlardır. İnsan istemediği durumları değiştirmek için sorunun kökenini aramaya başlar. Sorunlar kendilerini, kişilerin doktora söylediği şikayetler ile (semptom), ya da doktorun gördüğü ve tespit ettiği belirtilerle (bulgu) gösterirler. Örneğin, hasta ayaklarının şiştiğini söyler, bu bir şikayettir,doktor ayakları muayene eder ve buna “ödem” der, bu da bir bulgudur. Doktor tespit ettiği bu belirti ve şikayetlerden yola çıkarak bunların nedenlerini aramaya başlar. Bu arama işleminin amacı sorunun ilgili “organ” ya da “organlardaki”, diğer deyişle insan bedenindeki esas kaynağına doğru bir yolculuk yapar. Bu yolculuğun sonunda şu zinciri kuracaktır :

Bulgular ve Belirtiler —> Patofizyoloji (sorunlara yol açan mekanizmalar toplamı) —>Etyoloji (istenmeyen duruma yol açan mekanizmanın kökenindeki organ ya da doku problemi / bozuk parça)

Bu yolculuk bazı hastalıklarda çok çabuk tamamlanır, bazı hastalıklarda on yıllar boyu sürebilir ve  tıpta bütün branşların üzerine oturduğu “tıpta hastalık” modelinin temeli budur.

PSİKİYATRİDE DAVRANIŞ KAVRAMI

Daha önce açıklandığı üzere, psikiyatri’nin uğraştığı organ olan beyin karmaşık fizyodinamiklerin bir sonucu olarak “davranmaktadır”  ve diğer organların aksine çok karmaşık eylemler üretebilme kapasitesine sahiptir. Beynin ön tarafında bulunan dorsolateral prefrontal korteks hücre grubu yönetiminde planlanan son derece karmaşık motive davranışlar ve eylemler, bu sorunların beyin denilen organın içindeki hücresel kaynaklarının temeline inebilmeyi (etyoloji arayışı) mevcut imkanlar ışığında imkansız hale getirmektedir. Bu nedenle psikiyatri organın kendisindeki “bozuk parça” ile  ”davranışlarının” yol açtığı sorunları birbirinden ayıramamakta ve tıpta hastalık modelini uygulamakta sorunlarla karşılaşmaktadır. Çünkü hastalık modeli, organlar temelinde yükselen bir modeldir, ve sorunların organda aranmasına yönelik geleneklerin bir bütünüdür. Psikiyatrinin uğraştığı organ olan beyin, organın gösterilebilir direk fizyolojisinin çok ötesinde bir karmaşıklıkta  aradaki bağlantıların kurulamadığı bir üst işlevin de üreticisidir. Bu üst işleve “akıl” (mind) denir. Bu işlevin organdaki hangi direk fizyolojik mekanizmalarının sonucu olduğunun şu andaki tıbbi birikimle tespit edilememesi durumuna ise “akıl-beyin süreksizliği” denir. Bu durum nedeniyle psikiyatrideki teşhis sistemleri insan beyninin direk hastalıklarının yol açtığı sorunlar ve insan beyninin davranışlarının ürettiği sorunların tamamını açıklamak zorunda kalmıştır. Bu nedenle psikiyatri tüm diğer tıp branşlarından ayrı bir yerde durmaktadır ve tıpta hastalık modelini diğer tıbbi branşlara göre gelişim olarak çok geriden takip eden bir branştır.

DSM NEDİR?

DSM, Amerikalı psikiyatristlerin liderliğini yaptığı psikiyatristlerden oluşan bir ekibin gözlemlenen hasta bulgularını ve şikayetlerini  grupladıkları bir kılavuzdan ibarettir. Bu kılavuz, en iyi şu benzetmeyle anlatılabilir. DSM, bir coğrafyadaki tüm kuşların fiziksel özelliklerine göre tarif edildiği ve fotoğraflarının koyulduğu küçük bir kitapçığa benzer. O bölgeye giden bir kuş meraklısı, eline bu kılavuzu alarak çevredeki bir çok kuşu görüp elindeki kılavuzda verilen fotoğraflardan tanıyabilecektir. Bu tip kılavuzlara “alan kılavuzu” (field-guide) denir. Zooloji ve botanik alanlarında kullanımı çok yaygındır. Bu tip kılavuzlar, örneğin, kuşların filogenetik sınıflamasını değil, sadece fiziksel görünüşlerine göre sınıflamasını yaparlar. Birbirine benzeyen tüm kuşlar aynı gibi zannedilecek, neden benzedikleri konusunda bir fikir yürütülemeyecektir.  DSM kılavuzu, dünyadaki tüm akıl hastalıklarını ve davranış problemlerini aynı yerde toplar ve bunların hepsine “bozukluk”  (disorder) der.  Örneğin sürekli kumar oynayan birisi ile hallüsinasyonlar gören bir kimse bu kılavuzda yan yana yazılmakta, karaciğer hastalığı nedeniyle hafızası bozulmuş (deliryum) bir kimse ile ilacını kullanmayan (noncompliance with treatment) bir hasta yine benzer şekilde kodlanmaktadır. Birbiriyle hiçbir ilgisi olmayan, hastalık, davranış sorunu, tıbbın sınırlarında olsun ya da olmasın DSM’de kendine yer bulabilmektedir.  Gördüğü tüm kuşları sadece görünüşlerine göre tasnif etmeye adeta zorlanan, neden o görünüşe sahip olduklarını konusunda fikir bile yürütülmesine bile imkan vermeyen bu kılavuz, tıpta hastalık modelinin izlediği genel kaideyi çiğneyerek, nedenine yönelik bir tasnif girişimi içine girmeden, sebebi bilinen ve sebebi bilinmeyen durumları birbirine karıştırmakta, beyinde gösterilebilir bir organik problem bulunan kişilerin sorunları ile motive davranışların yol açtığı sorunlarının tümünü aynı şeylermiş gibi  kavramlaştırarak  psikiyatristleri, sebeplerini bildikleri konuları da bilmiyorlarmış gibi davranmaya zorlamaktadır. Psikiyatrinin günümüzde içinde bulunduğu en büyük sorunlardan birisi yukarıda anlatılmaya çalışıldığı gibi “organ” dan kaynaklanan sorunlarla, “organın karmaşık davranışından” kaynaklanan sorunların tamamını aynı yere gruplamaya yeltenmesidir. Bu girişim nedeniyle psikiyatri diğer tıbbi branşlara ve dahası hastalara kendini ifade etmekte zorlanmakta, nasıl teşhis koyduğunun rasyonel sebeplerini yeterince aktaramamaktadır. Bunun sonucu olarak, psikiyatrinin varlığından ve bilimsel birikimlerinden rahatsız olanlar ya da bilgisiz insanlar tarafından tarih boyunca sürekli olarak saldırıya uğramıştır, halen de uğramaktadır.

PSİKİYATRİ KENDİNİ DAHA İYİ İFADE ETMELİDİR

Psikiyatrinin kendini ifade etmekteki esas güçlüğü ve tıbbın diğer branşlarından farkının temelinde yatan gerçek şudur :  ”beyin hastalıkları” ve “beynin ürettiği motive davranışların yol açtığı sorunları” aynı sepet içinde toplayıp neden böyle yaptığının -ya da yapmak zorunda kaldığının-  sebeplerini iyi açıklayamamasıdır. Bu ifade güçlüğünün sürmesindeki sebeplerinden bir diğeri de, genel tıp ve psikiyatri eğitimi sırasında,  bu temel ayrımın ve  tüm diğer tıbbi branşların zaten yegane yaklaşımı oluşturan tıpta hastalık modelinin özellikle psikiyatride ayrı bir yerde durması ve özenle korunması gerektiğinin net bir şekilde kavratılamamasıdır. Psikiyatri tarih boyunca tıpta hastalık modelini geriden takip etmesi nedeniyle ve en önemlisi bilimsel bilgisinin diğer tıbbi branşlara göre daha yavaş birikiyor olması nedeniyle bir tıp branşının girmemesi gereken yerlere girmiş ve yer yer bilimsel olmayan tanı sistemlerini takip etmek zorunda bırakılmıştır. Bu süreçte bazı kuramları takip eden psikiyatristler tıpta hastalık modelini ve gelenekselleşmiş yaklaşımları rafa kaldırmış, peşin kabullere ya da  referans kişilerin çıkarımlarını, sorgulamadan ve kanıt aramadan kabul eğilimine girerek psikiyatrinin hastalar ve diğer tıbbi branşlar gözünde prestij kaybetmesine yol açmıştır. Bugün psikiyatrinin “kendini ifade” sorununda halen yaşadığı sıkıntıların temelinde, büyük bir kısmı bilimsel metot kullanılmadan peşin kabul edilmiş tarihsel bir “varsayım” veri bankasını halen içinde meşru olarak barındırması gerçeği yatmaktadır. Günümüzde, modern psikiyatride, geçmişten gelen buvarsayım veri bankası etkisini büyük ölçüde yitirmiştir ancak halen cılız da olsa yaşamına devam etmekte ve psikiyatrinin bir tıp branşı olarak ilerlemesi sürecinde sürtünme yaratarak hız kaybettiren engellerden biri olmayı sürdürmektedir.

TIPTA HASTALIK MODELİ BENİMSENMELİDİR

Tıp kendisi bir bilim dalı değildir,bilim dallarının uygulama alanıdır. Psikiyatri de bir tıp branşıdır.  Tüm tıbbi branşlar gibi, sahip olduğu bir bilgi birikimi, hastalık modeline tamamen uyan organ problemleri ve bu problemler için önerdiği çok başarılı tedaviler vardır. Psikiyatri, diğer tıbbi branşlardan farklı olarak, yukarıda detaylıca anlatıldığı üzere, uğraştığı organın “motive davranışlarının yol açtığı sorunlar” ile de uğraşmak durumundadır.

Bu kavramın net olarak açıklanabilmesi için şu benzetme uygun olabilir. Tüm tıbbi branşların uğraştığı “arabalar” sadece durur halde çalışan arabalardır. Bu arabaların bir sürücüsü yoktur, dolayısıyla tüm diğer tıbbi branşların uğraştıkları sorunlar “durur halde çalışan bir arabanın” çıkarabileceği sorun kadardır. Psikiyatristin  aynı benzetmedeki yeri, “sürücüsü olan ve sürekli seyahat eden” bir arabanın sorunları ile uğraşan kişi olacaktır. Seyahat eden arabanın nereye sürüldüğü konusu bireylerin seçerek yaptıkları eylemlerdir, ve beynin de akıl olarak kavramlaştırılan işlevsel bir sürücüsü vardır. Seyahat eden arabada sürücünün sürüş tekniklerine göre sıkıntılar başgösterecek, motordan, ya da arabanın fabrika çıkışından bağımsız, sürülen yollardan da kaynaklanabilecek son derece özel sıkıntılar ortaya çıkabilecektir. O halde psikiyatri tüm diğer tıbbi branşların teşhis sistemlerini ve yaklaşımları olan hastalık modelini takip etmeli(durur halde çalışan arabanın sorunları)  ve buna ek olarak davranış problemlerini de (sürücüsü olan seyahat eden araba) tarif etmek durumundadır. Psikiyatri tıpta hastalık modeline uyan (durur haldeki arabanın sorunları) sorunları etyoloji-patofizyoloji-sendrom-hastalık yolunu izleyerek açıklamaya gayret ederken bunları herkes tarafından anlaşılır hale getirmelidir. Şizofreni, Deliryum, Bipolar Hastalık, Obsesif Kompulsif Hastalık, Demans vb gibi beyindeki bozuk parçaların bilindiği ya da bilinmesi sürecinde ilerlendiği durumların adını tüm diğer tıbbi branşların yaptığı gibi hastalık perspektifinde isimlendirmeli ya da gruplanmalı ve bu durumlar için “bozukluk / disorder” terimini kullanmamalıdır. Bozukluk tarifi, içine her şeyin sokulabildiği, psikiyatriyi kendini savunmakta zorlanacağı durumların içine sokabilen belirsiz bir tariftir. Hastalık yaklaşımının teşhis sistemlerinde net bir şekilde kullanılması, psikiyatrinin tüm diğer tıp branşları ile aynı dili konuştuğu gerçeğini açık hale getirecek ve psikiyatrinin halen bilgi dağarcığında bulunan bilimselliğinin az ya da hiç olmadığı tarihsel kalıntılarından kurtulmasını sağlayacaktır. Psikiyatri hastalık modeline uyacak tıbbi problemleri tarif edip “hastalık modeli” adı altında gruplamaya başladıktan sonra, beynin ürettiği davranış problemleri için ayrı bir tasnif yapmalı ve bunu da açık hale getirmelidir. Örneğin, patolojik kumar oynama  bozukluğu bir davranış problemidir, kokain ya da alkol kullanımı ve bunun yol açtığı sorunlar bir davranış problemidir, bunlar bireylerin seçim unsurunun devrede olduğu motive davranışların yol açtığı davranış sorunlarıdır. Bu sorunların direk olarak organ patolojisinden kaynaklandığını göstermek mümkün değildir (seyahat edilen arabadaki sürücü tekniği sorunları) o nedenle bu tip problemler tıpta hastalık modeline uymaz, ve psikiyatrinin tüm diğer branşlardan farkının temel nedenini oluşturur. Bu davranış sendromlarının ayrı bir şekilde gruplanması esastır. Burdaki önemli nokta, durur halde çalışan arabadaki sorun, çalışır halde de sorun olmaya büyük ihtimalle devam edecektir. Psikiyatride hastalık modeline uyan tüm durumların davranış sorunlarına da yol açtığı aşikardır. Ancak “beyindeki organ etyolojisi” tespit edilebildiği anda bu durum artık tıpta hastalık modeline uyar hale gelecektir. Hastalık modeli takip edilirken çıkılacak yolculukta, sorunlara organdaki etyoloji ve direk patofizyolojisi  bilindiği ölçüde hastalık konseptinde yaklaşılması gerekir ve psikiyatri dışında tüm diğer tıbbi branşların da zaten  takip ettiği yol budur.

PSİKİYATRİSTLER DE BEYAZ ÖNLÜK GİYMELİDİR

Psikiyatri, tarihsel gelişimi sırasında zaman zaman tıpta hastalık modeline yukarıda açıklanan sebeplerden teğet geçmiş ve uzmanlarının doktordan sayılmadığı sıkıntılı dönemleri yaşamıştır. Bu süreç boyunca aldığı yaraları, son yıllarda bilimsel birikiminin dramatik bir hızla artması ile halen sarmaya çalışmakta olan psikiyatri tıp branşı  2000′li yıllara çok gecikmiş bir zaferle girmiştir. Tıptaki yerini nihayet tartışılmaz hale getirmiş, bilimsel olmayan kuramlardan kurtulma sürecine girmiş, tıpta hastalık modeli yolunda ciddi ilerlemeler kaydetmiştir.  Tarihinde genel hastanelerde varolmadığı dönemleri yaşamış psikiyatri günümüzde tüm hastanelerde yer alan temel branşlardan biridir.  Beyindeki organ hasarları (etyoloji)  ve  psikiyatrik problemler arasında bağlantıların tespit edilmesi gayreti sırasında, psikiyatri, tıpta hastalık modeline tutunarak ilerlemelidir, etyolojiden hastalığa giden geleneksel tıbbi yolda diğer branşları bu şekilde yakalayacaktır.

2000′li yılların psikiyatristleri tıp fakültesi üzerine en az 4 yıl uzmanlık eğitim alan hekimlerdir.Modern Psikiyatri, ABD’de Bağımlılık Psikiyatrisi (1yıl), Konsültasyon-Liyezon Psikiyatrisi (1yıl), Geriyatrik Psikiyatri (1yıl), Çocuk ve Ergen Psikiyatrisi (2yıl) gibi akredite üst alanlarda ayrı uzmanlık sınavlarının verildiği bir tıp branşıdır. Psikiyatrinin sıkıntılı tarihi yolculuğunda geldiği şu noktada, meslek uzmanlarına tarihsel görevler düşmektedir. Modern psikiyatristlerin branşın karanlık dönemlerinde oluşturulmuş varsayım veri bankasını  kullanmadan pozitif bilimlerin ışığında tıpta hastalık modelini takip etmesi, davranış sorunlarını, hastalık kavramından ve organ patolojisinden mümkün olduğunca ayırarak tarif etmesi gereklidir. Bilimsel olarak az şey ifade eden ama anlam kalabalığı yaratabilen, yüzyılı aşkın bir süredir gerçekliği doğrulanamamış bir takım tarihi tanımlar ve kavramlar günlük psikiyatri dilinden tamamen çıkartılmalı ve bu tip öğretiler uzmanlık eğitimi sırasında psikiyatri tarihi başlığı altına anlatılmalıdır. Buna benzer uygulamalar dünyada tıpta ileri seviyeye gelmiş bazı kurumlarda zaten başlamıştır.

Geleneksel hastalık modeli üzerinde bilimsel metotları kullanarak gerçeği aramaya devam edecek olan psikiyatri, bu süreçte yumuşak karnından kurtularak tıpta kendisine ayrılan koltuğu tamamen dolduracak, kendisini sorgulayan akımlara herkes tarafından anlaşılır rasyonel yanıtlar verebilecek, tüm diğer tıbbi branşlar ile aynı dili konuşan, aynı şekilde düşünen ve beyaz önlük giymemenin “özellikten” sayılmadığı bir branş haline gelecektir.

 

Dr Ulaş Mehmet Çamsarı    
 

Psikiyatri Uzmanı
18 Şubat 2012, Cumartesi
http://www.blog.ulascamsari.com/2012/02/psikiyatri-tibbin-neresinde-duruyor/

2 Thoughts on “Psikiyatri tıbbın neresinde duruyor?

  1. tuğba on 22 Mart 2014 at 11:21 said:

    Konuyla pek ilgili olmayacak sanırım ama bir soru sormak istiyorum: ben de psikiyatri okumayı düşünüyorum. Simdiye kadar hangi doktora hangi tıp öğrencisine sorduysam, aman başındayken vazgeç, hayatını karartma ya da seninle mezun olmuş arkadaşların iş hayatına atilmisken sen hala okul koridorlarında kosturacaksin tarzı cevaplar aldım. Siz de böyle mi düşünüyorsunuz? Herkesin bakış açısı farklı olduğu için bi de kendim görmek istiyorum. Şimdiki okulumda birinci yabancı dilimiz almanca, ben almancayi çok seviyorum ve okuldaki çoğu arkadaşım gibi okulumdan nefret etmiyorum. Hatta buraya geldiğim için çok mutluyum. Belki tıp egitimi de bunun gibi olur diye düşünerek mutsuz olmayacagimi ve eğitimimi tamamlayıp işimi severek yapabileceğimi düşünüyorum. Yanlış bi kıyaslama mi olur sizce? Bir de: belki o kadar yıl tıp okuduktan sonra başka bir bölüm de ilgimi çekebilir diye düşünüyorum. Çünkü ben başından beri psikiyatri okumayi istiyorum. Teşekkürler!

    • Atanur Yıldız on 04 Haziran 2016 at 07:49 said:

      Tuğba Hanım, gördüğüm kadarıyla burada sorulan sorulara metin yazarları cevap vermiyorlar. İzin verirseniz sizin gibi psikiyatriye ilgi duyan biri olarak sorunuza ben cevap vermek istiyorum. Psikiyatrist olma fikrinize, “aman vazgeç, hayatını karartma” diyenlere “Yani bununa ne demek istiyorsunuz?” diye sordunuz mu? Sormadıysanız sorun. Bakalım ne diyecekler?.. Ayrıca Türkiye’de psikiyatri ihtisasına başlayınca öğrencilikten kurtulmuş, maaş alan bir doktor olmuş oluyorsunuz. ( Araştırma görevlisi ). Ben şimdiye kadar onlarca psikiyatri doktoru ila karşılaştım, sohbet ettim, hiçbiri mesleğinden yakınmadı. Gayet memnunlardı. Hala böyle görüyorum. Size tavsiyem bu konuda biraz daha objektif araştırma yapıp, madem ilgi duyuyorsunuz kararınızı kendiniz verin. Psikiyatri okumak benim de hayalimdeki meslekti ama nasip olmadı, sağlık olsun. Dilerim siz muradınıza erersiniz. İyi şanslar.

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Post Navigation