Genç Psikiyatrlara Simden Öğütler

Ruh hekimliği, bilhassa son yirmi senede, muazzam bir şekilde tekâmül etti; alt dal uzmanlıkları ve diğer tıbbî disiplinlerin yanı sıra, felsefeden, fizikten (bilhassa kuantoloji), ruhânî psikolojiden ve parapsikolojiden de nasiplenir oldu. Felsefeler ve dinlerle flört eder hâle geldi.
Bir zamanlar iki sene olan ihtisas süresi de, kaçınılmaz olarak beşe çıktı.

Hem alaylı hem de mektepli olan, yüzlerce meslekî toplantıda konuşma ve panellere, eğitimlere katılmış, artık olgunluk çağına girmiş bir ağabeyiniz olarak, bâzı görüşlerimi dikkatlerinize sunuyorum:

***

Bir insan olarak psikiyatr

Hacılara, hocalara, şeyhlere, şıhlara, medyumlara, astrologlara, reikicilere, feng shuicilere, shui buicilere, bilmem ne “coach’larına (komik bir tercümeyle “koç” diyorlar), mentorlara, büyücülere, sırrın sırrıcılara pek düşkün olan bir milletin ruh hekimliğine soyunuyorsunuz. Yâni büyüsel düşüncelere ve mucizevî beklentilere pek bir sâhip, cehâlet katsayısı da maâlesef çok yüksek olan bir halka hitap etmek durumundasınız. Sizinle her türlü etik ve moral değerler hâricinde rekabet içerisinde olan insanların karşısında sizin kişiliğiniz, duruşunuz, her hareketiniz büyük dikkat çeker. Sizin de bir insan ve beşerî bir mahlûk olduğunuzu unuturlar, çaktırmadan her hareket ve eyleminizi takip ederler. En ufak bir hata veya davranış bozukluğu (ki, bu sizin için tabii ama onlar için anormâl olabilir) müşahede ettiklerinde de, ânında fısıltı gazetesi çalışmaya başlar. Bu gibi sebeplerledir ki, herhangi başka bir hekimden daha dikkatli, ihtiyatlı ve bulunduğunuz yörenin örf ve âdetlerine hürmetkâr davranmak zorundasınız. Büyük şehirlerde arada kaynayabilirsiniz ama Anadolu’da iyot gibi ortadasınızdır. Hele küçük bir yerleşim yerindeyseniz, her türlü sosyal ilişkilerinizi de özenle ve mesafeleri iyi muhafaza ederek düzenlemek zaruretindesiniz. Bilhassa hastalarınızla yakın arkadaş olmayın ve ticarî ilişkiye olabildiğince girmeyin. Bu demek değildir ki, beldenin filânca dükkânından sâhibi hastanız olduğu için alışveriş yapmayacaksınız ama beraber iş yapmaktan, ticarî faâliyete girmekten sakının. Yarın öbür gün bir şikâyet veya ihbar vâki olursa, hiçbir suçunuz olmasa dahi, “akıl hastasını sömüren deli doktoru” diye damgalanabilirsiniz.

Asla ve kat’a yakın dostlarınıza psikiyatrlık yapmayın, çünkü bîtaraf ve empatik davranamazsınız, üstelik dostluk da bozulabilir!

İşyerinden çıktıktan sonra vatandaşın teki olun; talep etmeyen kimseye, bilhassa özel sohbet ve muhabbette psikiyatrlık yapmayın. Deformasyon profesyonel kurbanı olmayın.

***

Bir hekim olarak psikiyatr

Lûtfen unutmayın ki, diğer dallardan pek çok tabip sizi hekim gibi görmez, hâttâ “psikolog” derler ve psikiyatrik hastalıklara da “inanmazlar”! Tâ ki kendilerinin veya bir yakınlarına böyle bir illet musallat oluncaya kadar. Nörologların ve nöroşirurijiyenlerin aslında size gelmesi icap eden hastalardan para kazandıklarını, sizden de âşikâr psikotik hastalar hâricinde konsültasyon istemeyeceklerini esefle müşahede edebilirsiniz (hastâne hastalarında ise, tam aksine, bol “şut” atarlar). Siz siz olun, gene de onlarla aranızı iyi tutun ve iyi klinik uygulamadan sapmayın. Zaman içerisinde kazanan mutlaka siz olacaksınız.

Çağımız vahşi kapitalizmin her yeri bir şekilde istilâ ettiği ve halkla ilişkilerin, imaj ve marka yaratmanın öne çıktığı bir dönem. Tam zamanlı veya bir hastânede memur olarak maaşa tâlim etmeyip, şan ve şöhret kazanıp para kazanmak en tabii hakkınızdır. Bunun için de tanınmanız, tanıtılmanız lâzım. En hızlı ve kolay yol da televizyonlara, diğer medyaya nüfuz edip, oralarda yer almaktır. Gayriahlâkî ve kandırmaca muhtevalı mesajlar vermeksizin, tabii ki bu yolları kullanın. Ama çıkacağınız programların, vereceğiniz demeçlerin sizi vezir de, rezil de edebileceğini hiç aklınızdan çıkarmayın. Her fırsatta, her ân ve seviyesine bakmaksızın her şeyin üzerine atlamayın. Popülizm popülariteyi getirir ama itibarınız da beş paralık olabilir.

***

Psikiyatri câmiası içinde bir psikiyatr olmak

Bu, belki de en zor olanıdır! Hele pasta küçük ve rekabet de büyükse, en büyük kazığı kendi meslekdaşınızdan yersiniz. Üstelik bir de bilgili ve başarılıysanız, daha az öyle olanın bütün hasedi üzerinizdedir! Yazdığınız her varakada, attığınız her adımda, ettiğiniz her şeyde dikkatli ve ihtiyatlı olunuz. Raporlar, reçeteler, mesajlar, epikrizler hususunda obsesif derecede asgarî hata yapmaya gayret gösteriniz. Haksızca bir hücuma mâruz kalmadıkça, hiçbir meslekdaşınızı başkalarına karşı kötülemeyiniz. Sırf hastayı kazanabilmek için, aslında doğru olan bir tedaviyi değiştirmeyiniz. Size başka bir ruh hekiminin verdiği tedaviyi sorgulamak için gelenlere, hele yapılan da doğruysa, “mutlaka hekiminize devam edin” deyiniz. İnanın ki bu size kaybettirmez, tam aksine, her anlamda kazandırır.

Meslek içinde de, mezuniyet sonrasında da eğitime önem verin. Herkes akademisyen değildir. Bununla ilgili olarak kongrelere, bilhassa etik ilkelere uygun olarak tertiplenen bilimsel toplantılara olabildiğince iştirak edin.

Çoğunuz belki de pek farkında değilsinizdir: Muazzam sayıda ilâç firmasının sponsorluğuyla tertiplenen, ister bir dernekçe isterse bir kişi veya menfaât grubunun düzenledikleri ve en çok yabancı konuşmacının iştirak ettiği birtakım süslü tanıtımlı toplantıların aslında en çok kâzip bilgi tıkıştırılanlar olabileceğini hatırlayın. Bu firmaların getirdikleri konuşmacılara dikkat edin: Amaç “ne ise, o” şeklindeki dürüstçe ve eleştirel bilgi vermek mi, ilâç reklâmı yapmak mı? Farkı kolayca görürsünüz, hiç merak etmeyin.

Gerek bütün dünyada, gerekse ülkemizde “sahneye çıkan” ve bol konuşan “hocaların” kabaca iki grupta toplanabileceğini göreceksiniz: 1) Her ortamda, her konuda, her firma için hep konuşan ve çok popüler olanlar; 2) Uzmanlaştıkları konularda ve seçici davranan, daha az sıklıkla konuşan ama dediği güvenilir olanlar. “Haydi, şimdi de … firmasına bir kıyak yapalım” diye başlanan konuşmaları çok ihtiyatla süzün! Dinlediklerinizi imbikten geçirerek değerlendirin. Farkı kolayca görürsünüz, hiç merak etmeyin.

Siz, çok kritik ve etik bir noktadasınız: Büyük ilâç firmalarının imâl ettiği ve pazarladığı maddeleri size lanse ediyorlar, siz onları reçetelere yazıyorsunuz, ücreti ise devlet veya vatandaş ödüyor. Çok ilginç ve girift bir ilişkiler ağıdır bu!

Bin bir vaâtle ve hepsi de birbirinden güzel müjdeler veren araştırmalarla sunulan yeni ilâçları, piyasaya çıkmalarından en az bir sene geçmeden önce yazmayın. Bekleyin, takke düşsün, kelle görünsün, sonra tavrınızı tâyin edersiniz. Eğer belli konularda üst ihtisaslaşmaya gitmediyseniz, sizler psikiyatrinin pratisyenlerisiniz.

Hiçbir bilimselliği olmayan veya henüz deneme aşamasındaki birtakım uygulamaları hemencecik “merkezinize” koyup, süslü vaâtlerde ve mekânlarda “terapiler” filân yapmayın. En kısa zamanda ipliğiniz pazara çıkar. Belki başlarda büyük paralar kazanırsınız ama eninde sonunda rezil olursunuz.

Birtakım görüntüleme tekniklerini (bilhassa gereksiz ve mükerrer MR görüntülemesi), renkli EEG, neurofeedback gibi hoş ama boş yöntemleri tatbik etmeyiniz. Laboratuarlarla veya ilâç firmalarıyla ilişkilerinizde “tetkik başına %50, otuz yeni kutu yazana bir Avrupa seyahati” gibi şeylere asla tenezzül etmeyiniz.

Acısı elbet çıkar, değmez.

***

Önce çok iyi semiyoloji biliniz ve klinisyen olunuz. Psikoterapinin ve farmakoterapinin temellerine mutlaka yeterince vâkıf kalınız. Psikanaliz ve benzeri şeyleri sâdece çok seçilmiş kişilerde yapınız (o da, tedavi için değil).

Sinirbilim (neuroscience: nörobilim) uzmanı olmanız şart değil ama temel ilkelerini ve asgarî nöroloji bilgilerinizi güncel tutunuz. Elinizde internet gibi muazzam bir silâh var.

Türk Psikiyatri Dergisi, Klinik Psikofarmakoloji Bülteni, Anadolu Psikiyatri Dergisi, Yeni/New Symposium gibi yerli ve bedavadan makalelere ulaşabildiğiniz nitelikli dergileri takip ediniz ve yenilikleri ıskalamayınız.

Son olarak da, sizler bâtıl itikatlarla mücadelenin ve Atatürk’ün “hayatta en hakiki mürşit ilimdir, fendir” sözlerinin tatbikinin neferlerisiniz; cehâletle cesurca mücadele şiârınız olsun.

Sevgili gençler, hepinizin gözlerinden öpüyorum.

Dr. Mehmet Kerem Doksat – İstinye – 07 Mart 2009 Cumartesi

www.keremdoksat.com

8 Replies to “Genç Psikiyatrlara Simden Öğütler”

  1. Tıp Fakültesi 3. sınıf öğrencisiyim ve ilk gününden beri psikiyatr olmayı istiyorum.Bu yazı içimdeki idealist doktoru daha da kabarttı.Teşekkür ederim.

  2. Bir kaç ay sonra ihtisasa başlayacağım. Bu yazıyı hep bi kenarda bulundurup, hep hatırlayacak ve size teşekkür edeceğim.

  3. Ben daha liseye geçmedim ama şimdiden düşünüyorum çok zor gibi görünüyor korkuyorum derslerim çok iyi ama bilemiyorum 11 yıl üstelik tıp yani inşallah olur ne diyeyim her mesleğin zor bir yanı vardır

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir