Hekimlik Onuru ve Saygınlığı – Psikiyatrist Dr.Niyazi Uygur – I

Psikiyatrist Doktor Niyazi Uygur’un kaleminden, hekimlik onuru ve saygınlığı ile ilgili 8 bölümden oluşan yazıyı 2 ayrı parça halinde TürkPsikiyatri okurlarına sunuyoruz. Türk psikiyatrisinin kıdemli isimlerinden olan Dr.Uygur’un uzun yazısında, hekimliğin değişik yönleri kendisinin bireysel deneyimleri ile yoğurularak okuyuculara aktarılmıştır. Kendisine bu değerli paylaşımı için teşekkür ederiz. -TürkPsikiyatri

Hekimlik Onuru ve Saygınlığı 

(1.,2.,3. ve 4. Bölümler)

Dr.Niyazi Uygur

Psikiyatri Uzmanı

 

 

BÖLÜM 1

 MESLEK SEÇİMİNDE:

Memleketim K.Maraş’ta öğrenimi pekiyi derece ile edebiyat dalında tamamladım.Ankara Üniversitesi merkezi sınavında 27.sırada başarılı oldum. 10 tercih yapmıştım.Tümünün kazananlar listesinde yer alıyordum(1963).Benim önümde 4 seçenek vardı;

1)En saygın ve insancıl meslek doktorluk ama uzun 6 senelik öğrenim bir de uzmanlığı katarsak en az 10 yıl. – 4 yaşımda büyükbabamın bağ evinde pnomoni olmuşum. Jandarma karakolundan babama haber ulaşmış.Arkadaşı Dr.Faruk amca ile gece at üstünde 6 saat yolculuk yaparak geldiler. Dr.amca çantasından çıkardığı penicillin iğnesini yaptı.Ve hiç dinlenmeksizin kente götürüp hastaneye yatırdı.Orada 3 aylık kurs sonucu hemşire olmuş bakıcıların sevgi, ilgi ve şefkatini unutamadım.- Saygınlığı tartışılan hiçbir hekim duymamıştım.Yıllar sonra öğrendim O.Öztürk hocamız da onlar arasındaymış.Amerikaya gitmeden önce pratisyen olarak.

2)Siyasal bilgiler; Valiliğe uzanan kulvar kızı ve oğlu sınıf arkadaşım vali İ.S.Öztürk çok saygındı ve çalışkandı.Geceleri sinema çıkışlarımızda arabasız, korumasız değişik spor kıyafetlerle sokak lambalarının ışığı altında gazete okuduğuna çok kez tanık olmuştum.Ben evine girip çıktığım için yakından tanırdım.Yıllar sonra emekli oldu, belediye başkanlığı yaptı, daha sonra da CHP Senatörü seçildi.Ama nedense meslek seçimime etkisi olmadı.

3)Babamın seçimi hukuk, avukat olmamı istiyor ve portföyünü bana devretmeyi düşlüyordu.Benim seçimim yargıçlıktan yanaydı (saygınlık). 
Üstelik çok saygın 2 yargıcı yakından tanıyorum. M.Poyraz ve M.Kemal Arıkan’ın babası İlhan beyleri. Ancak ağırceza başkanı Kilisli Necip bey nurculuk, şeriatçılık, devrim düşmmanlığı yaparak meslek grubunun onurunu düşürüyordu.

4)Eczacılık: Hem saygındı hemde iyi para kazandırıyordu.Pamuk tarımı ve ihracatı yapan zenginler de Cadillac vardı.Ama sağlık alanında ilk Mercedese binen bir eczacı çift idi.Kayıt aşamasında Ankara tıpta 3. sınıfta olan Nuri ağabeye danıştım.Bakkalık mı yapacaksın, sana yakıştıramadım dedi.Böylece onunda üzerini çizdim.

Hacettepe’nin geçmişi yok o yıl öğrenime açılmıştı.Ankara Tıp Fakültesine kayıt yaptırdım.Öğrenimde olan 3 kardeşimi düşünerek askeri tıbba kayıt oldum.Üniforma ve ayakkabı ölçülerim alındı.Yaşım küçük ergin olmadığım için sözleşme belgelerini imzlamak üzere babacığıma gönderdim.Yırtmış atmış.Telefonda sen böyle şeylere kafa yorma delik tabanlı pabuçlada olsam ben sizleri okuturum dedi.

Ne acı ki bugün dostlarıma çocuğunuzu tıpta okutun diyemiyorum.

Tıp öğrenim programında “Tıp tarihi ve deontoloji” vardı.Tıbbi etik, bilimsel etik’ten söz edilmezdi.Yıllar sonra bunun bir arz – talep ilişkisi gibi ihtiyaçtan kaynaklandığını gördüm.Bu görüşe aşama aşama nasıl ulaştım? Ben öznesini sık kullanmak zorunda kalmam nedeni ile lütfen beni affediniz.Ama bilinizki bunları ben yaşadım, duyum değil.Söylenti değil.Masalcı amca gibi anlatmayı denedim hiç olmadı.

       ANKARA DÖNEMİ: (6 yıl öğrencilik + 1 yıl hekimlik)

Olumlu – olumsuz sınıflandırması yapmadım ama belleğimin izin verdiği ölçüde kronolojiye dikkat etmeye çalıştım.Ankara’da hocalarımız dahil tüm hekimlerin tabelaları beyaz zemin üzerine siyah harflerle yazılırdı.(Birkaç hocamızın küçük prinç metal tabelası vardı. Z.Paykoç, R.Adasal vb.) Tabelalara akademik unvan yazılmaz resmi uzmanlık dalı yazılırdı.Başka renk ışıklı tabela olmadığı gibi sünnet yapılır, böbre taşı kırılır gibi şeylerde yazılmazdı.(Anafartalar caddesinde muayenehanesi olan bir üroloji doçenti dışında) o da hem hocalarımız hem de biz öğrenciler arasında alay konusu olurdu.Çokta pişkindi umursamazdı.Başka bir örnek; III. cerrahi kliniği kürsü başkanı (ABD Başkanı) O.Toygar’dı. Sağlık yurdu adında bir özel yataklı kliniği vardı. Fakülte hastanesinde pek görülmezdi ama pek ünlüydü.Parkinson hastalarını alçıya alarak uyguladığı tedavi ile ya da kafa derisine yaptığı insizyona dikiş atarak yaptığı beyin ameliyatları ile…

3.Örneğim iyi-kötü-çirkin:

K.Maraş’ta ki aile berberimiz evlendi 8 yıl geçti çocuk yok.Sterilite sorununun eşinden kaynaklandığı sonucuna varılmıştı.Günlerden cuma 4.sınıf öğrencisiyim, öğrenci kantininde karşılaştık doktorcuğum (ben de ne keyif) hanım pazartesi günü ameliyat olacak haberin olsun diye uğradım dedi.Sorun ne? Rahimde ur varmış doktor alacak dedi. Kim yapacak? Ankara’da çok ünlü “sosyete doktoru Muzaffer ARGUN”. Nerede? Özel bir kliniği varmış orada hemen kadın doğum kliniğinde İlhan Önder hocama koştum.Çıkmak üzere iken kapıda yakaladım. Niyazi’ciğim şu an randevularıma yetişmek zorundayım işte sana adresim yarın şu saatlerde hastanı al getir dedi. Ertesi gün bakanlıklardaki muayenehanesine gittik. Bir kat aşağı bodrum kata indik, kapıyı hoca açtı.Sekreter yok yardımcı yok meğer hoca cumartesi günleri çalışmazmış.Hasta ile 30dk ilgilendi, çıktı.Gözünüz aydın 6 ay sonra nurtopu gibi bir bebeğiniz olacak dedi.Berberimin zarfa koyarak sunduğu viziti reddetti.Akrabağım olmadığını belirtmiş olduğum halde.

       ANANSEFAL PSİKİYATRİ

5. ve 6. sınıflarda fakültede asıl adresim psikiyatri kliniği, diğer dersler tıp diploması almak için başarmak zorunda olduğum ayrıntılar (bu yaklaşımım p.iyi derece ile bitirmemi engellemedi). Psikiyatride ikisi öğrencilik biri asistanlık olmak üzere 3 yılım Freud öğretisi ile geçti.İd-ego-süperego, bilinç dışı, ön bilinç, ego savunma mekanizmaları vs…  Bu epilepsiye de nörologlar el atıyor.Epilepsi aslında dissosiyatif sendrom.Şizofrenide sorun dissosiyasyon mu? Disassosiyasyon mu? Olgu formülasyonları psikanalitik terminoloji ile yapılıyor.Klinikte uygulama 20ml’lik enjektörle largaktil enjeksiyonu EKT ve imipramin kürleri (o tarihlerde ampul formuda var).Haloperidol 5-10 damla.Formulasyon analitik, tedavi organik / medikal.Kendimi de anansefal psikiyatri kurbanları arasında sayablirim.Öykü şöyle:

Son sınıfta final aşamasındayım iki okul arkadaşımla paylaştığım konutun kapı zili çaldı, açtım.Karşımda bayan arkadaşım.Fırapan-abiye-dekolte karışımı giyinmiş takmış takıştırmış. Sürpriiiz! Bugün yaş günüm yemeğe çıkıyoruz demez mi! Salona oturttum, öfkemi kontrol için dolapta sakinleştirici bir ilaç arıyorum.1mg’lık Majeptil buldum yarısını yutup diğer yarıyıda cebime koyup çıktık.Kiremitte levrek hazırlanıncaya kadar aperitif tek rakı aldım.Levreklere dokunmadan çıkmak zorunda kaldık.Bir taksiye atlayıp hastanenin yolunu tuttuk.Doğruca değişmez adresim psikiyatri kliniğine son sene asistanı Işık abla nöbetçi (SAYIL) çok kötüyüm lutfen yardımcı ol dedim.Güç bela yakınmalarımı anlattım.Ablamız 3 yaş anılarımı, ebeveyn, obje ilişkilerimi, fallik çatışma / fiksasyonlarımı sorgulamaya başlamaz mı? İşitemeyeceği bir fısıltıyla “Allah kahretsin” diye mırıldanarak kliniği terkettim. Tanrı ertesi sabaha kadar kahretti ama onu değil beni.Sabah poliklinik şefi olan Fuat hocaya (Göksel) başvurdum. O telefon açarak nöroloji kliniğinde başasistan korkut ağabeye (YALTKAYA) gönderdi.Dolabından 2 tablet aparkan verdi. birinciyi içirdi.Diğerini de 12 saat sonra ihtiyacın olursa alırsın dedi. Almadım. İşkence kısa sürede son bulmuştu.Bende akut distoni’yi yaşayarak öğrenmiş oldum (medikal model). Bir de hekimin işinin önce hekimlik olduğunu, kuramsal spekülasyonlar olmadığını… Burada 2 örnek daha sunmak zorundayım;
Doç.Dr. Celal Köksal’ın kırsaldan gelmiş (köylü kızı) bir hastası yatıyor.Sorunu trikotilomani tanı konversiyon isterisi ilaç veriliyor.Faradizasyon uygulanıyor.Saçlarını yolmaktan vazgeçen hasta şifa bularak evine gönderiliyor. O da ne! aynı hasta bir hafta sonra yine yatırılmış, hocamız bu kez faradizasyon yerine davranış terapisi uyguluyor.Hastaya birkaç şamar atarak.Ertesi sabah yatağında ölü bulunan hastaya otopsi yapılıyor.Tanı: TBC Menenjit…
O yıllar cumartesi öğleye kadar çalışılıyor yemek sonrası haftasonu tatili başlıyor.Tam çıkarken kapıda anne – kız iki bayan panik içinde kızıma yardımcı olun kızıda lutfen doktor çok çarpıntım var.Klinikte nöbetçi Dr. Ergin bey (ATASÜ) var .Size yardımcı olacaktır diyeyerek ayrılıyoruz.Pazartesi sabahı sorumlusu olduğum kapalı kadın bölümüne girdiğimde hücreden farkı olmayan box’lardan birinde yatağına tespit edilmiş ve yatağını kirletmek zorunda kalmış o genç bayanı görmezmiyim! Emektar hemşireden hastayı serbest bırakmasını, duş almasını ve temiz giysiler vermesini rica ederek doğruca Fuat hocaya koştum.(Ergin ağabeyimiz adasal hocanın yeğeni idi.) Hoca ben de sana bu hastamızı soracaktım, babası yargıtay ……. daire başkanıymış.Benden haber bekliyor dedi.Hocanında girşimi ile apar topar açık servise alınan hasta öğleden sonra ailesi tarafından klinikten çıkarıldı.Çıkış tanısı: Dönemeç krizi.Hukuk fakültesini bitirmiş yol ayrımında. Baba mesleği yargıçlığımı seçsin? Ankara’dan ayrılmadan avukatlık stajına mı başlasın? Bunu babaya açamıyor.Panik atak tetikleniyor.Klinikte söylenti başladı; Niyazi bu hasta ile transferans geliştirmiş deniyor.Ben de cinsel tercihlere sado-mazoşistik ögeler de eklendiğinde neler olabiliyor.Eşcinsellikle antifeminizm arasında doğrudan bir ilişki mi var? Varsayımları üretmeye başlıyorum.Çünkü bunun tipik bir örneğini Z.MÜREN’in bulvar kafeye birlikte geldiği ve çevredeki bayanlara sözel saldırganlık ve aşağılamasına tanık olarak yaşamıştım.Çevredeki diğer bayanlar biran önce kafeyi terketmek zorunda kalmışlardı.
Psikiyatristin işi temelde hekimliktir.(medikal model ya da rol) Psikiyatri uzmanlığı onun artısıdır.Terapiler (bireysel, grup, davranışçı, bilişsel, transaksiyonel, artterapiler vs.) Özel yan dallar (adli, bağımlılık, ergen, gero) artılara artılar ekler
       GERÇEK HEKİMLİĞE GİRİŞ
Politik görüşlerimin nasıl kurbanı olduğumu, Ankara’dan ayrılmak zorunda kalışımı web sayfamda yer aldığı için söz etmeyeceğim. Ayrılma kararımdan sonra aylığımı Sağlık Bakanlığından aldığım için 1 aylık geçici görevle gittiğim Eskişehir’in Mihalıççık ilçesinde gerçek hekimlikle tanıştım.İşte bu bir aylık dönemin özeti:
Bir gün 55-60 yaşlarında 2 çoban sürü otlatırken kavgaya tutuşuyorlar.Biri diğerinin başına çoban sopasıyla vuruyor (vertex). Kanamakta olan açık yaranın bakımı için Sağlık Ocağına yardımsız yürüyerek geliyor, yara bakımı yapıldıktan sonra fizik muayenesini, nörolojik muayenesini gözdibi dahil yaptım ve gönderdim.Akşam saat 17’den sonra savcı geldi, doktor bey çamlıkta bir ölüm var otopsiye gidiyoruz dedi.Gittik ölen bize başvuran kişi, darp yeri belli.Kafatası açıldıktan sonra savcı hemen teşhisi koyuyor, çok hafifte epidural kanama var.Ölüm nedeni darp diyor.Ben hastanın muayenesini yapmış olduğumdan genel durumunu bildiğimden savcının tanısına katılamadım.Araya başka bir nedende girmiş olabilirdi. Ankara Adli Tıp Enstitüsüne gönderdim.
Derin komada getirilen, hipertansiyon, diyabet öyküsü olan 65 -70 yaşlarında bir subarakinoid kanama olgusu, yapacak bir şey yok.Hastaya bir iğne bile yapmadı demesinler diye 1 ampul coramin yapıyorum.Masama yöneldiğimde hasta generalize konvulsiyon geçirip arkasından arrest oluyor.Bu kez kendimle hesaplaşma başlıyor.Coramin yaptım konvulsiyon geçirmesine neden oldum diye…
4-5 yaşlarında bir erkek çocuk birkaç yaş büyük ağabeyi ile oynuyorken ağabeyi kütük üzerindeki kardeşinin eline balta vuruyor.Sol elin 3-4-5. parmakları kopmuş sadece deri tutuyor.Köyden Sağlık Ocağına bir saatte gelmişler Eskişehir 1,5 saatlik uzaklıkta derileri kesip koparmaktan başka çözüm yok gibi görünüyor.Aklıma güreş klübünde birlikte spor yaptığımız sınıf arkadaşım geliyor.O da 3 parmağını dinamit fünyesiyle kabetmişti.2 parmakla iyi güreş yapabiliyordu.Bunu anneye açıklamak istedim.Annenin o bakışını hiç unutamam… Umutsuzca ben pozisyon verdim.Sağlık memuru ipekle dikiş attı.Sağlık Ocağının jeep’i ile Eskişehir Devlet Hastanesine gönderdim.Açmışlar bizim yapacağımız herşey yapılmış bir hafta sonra pansumana getirin denmiş.İnanın parmaklar kurtuldu.
İlçe ile Eskişehir arasında Beylikova beldesi sonraları ilçe oldu.Haftada bir gün pazar kurulur.Beldede Sağlık Ocağı var.Doktor yok.Eczane yok.İlaç yok.Köylü ürününü satmak ve alışveriş için pazara gelirken hastalarınıda getirir. 8-10 yaşlarında kız çocuk önce il merkezinden gelen bir genel cerrahi uzmanına göstermişler.Derhal kente götürün ameliyat edeceğim demiş.Bunu duyan aile bir de çocuk yüzlü genç doktora gösterelim demişler ve getirdiler. Uzman haklı tablo ileus. I. cerrahi kliniğinin bölüm başkanı Hilmi AKIN derslerini izlerken ileusta ameliyat öncesi rektal tuşe yapmak gerekir sözünü anımsadım.Eldiven var, tıbbi yağ yok.Yemeklik sıvı yağ yardımıyla tuşe yaptım.İyiki hiç alışık olmadığım halde beyaz önlüğümü giymişim, birden balon patladı çocuk ameliyattan kurtuldu.
Bir gece Sağlık Ocağının hemşiresi tarafından uyandırıldım.Doğum odasında ebe de başında jinekolojik masada bir hasta, sorun tamamlanmamış düşük ve ciddi kanama.Belliki ebe bir girişimde bulunmuş ve becerememiş. İlhan Önder hocamın uygulamalı derslerinden öğrendiğim kadarıyla ebenin de yardımı ile küretaj yaptım antibiyotik ve metergin uyguladım.Ertesi sabah kahvaltı için çay yok her sabah çay yapan hizmetliyi sordum.Hocam siz gece ona müdahalede bulundunuz ya! Kadınlar koğuşunda yatıyor dediler. İşime nasıl odaklanmışım ki hasta kimdir diye yüzüne bakma gereği bile duymamışım.
Bence hekimin 2 düşmanı vardır.Biri hastalık diğeri de ölüm.İnsancıl olmayan, insan sağlığına kutsarca önem vermeyen, hekimliği iyi kazanan bir meslek olarak gören kişinin bu denli uzun erimli zahmete girmesine hiç gerek bulunmadığını sanıyorum.İnsan sevgisi olmayanda hayvan sevgisi de olmaz.Gitsin kasaplık yapsın bir hekimden daha varlıklı olacaktır.Sözü eski doktor, Sağlık Bakanlığı Müsteşarı + eşzamanlı Hudut ve Sahiller Genel Müdürü, halen Trabzon Belediye Başkanı’na (şu anda aile ve akrabaları ile yaptığı et italatçılığına getireceğim) konuya yine politika soktu diyeceksiniz.Ama şunu açıkça belirtmeliyimki yaşamım boyunca hiçbir politik yandaşlığım olmadı.Herhangi legal ya da illegal lidere biat edip ardına takılmışlığımda olmadı. Bence hekimlik onuru ve saygınlığı ile piyasa ekonomisi arasında ters orantılı bir ilişki vardır.Politik yandaşlık ise hekime koltuk (makam, unvan, para) kazandırırken hekimliğine birşey eklemediği gibi var olanı da aşındırır.
Eskişehir’den döndükten 2 ay sonra Ankara sayfasını kapattım.İstanbul’a (Bakırköy) geçtim. (01.07.1970)
BÖLÜM 2
              İSTANBUL  DÖNEMİ  (BAKIRKÖYDE  40 YIL + 3  GÜN)

8 yıl sonra geldiğim İstanbul’da yalnız Haliç kokuşmamıştı.Piyerloti’den bakınca Alibeyköy’de ki mermercilerin atıklarıyla dolmuş bataklıklardan oluşan adacıklar ortaya çıkmıştı.İstinyede tersane olmasına rağmen Tarabyadaki plaj işlevini sürdürüyordu, Ataköyde, Floryada, Menekşede, Küçükçekmecede rahatlıkla temiz sularda yüzme şansınız vardı.Ama önce ekmekler bozulmuştu, balık değil tuzda kokmaya başlamıştı.

Menderesin hayali gerçekleşmiş küçük Amerika olma yolunda hızla yozlaşıyorduk.Amerikalılar, Amerika New Yorktan sonra başlar derler.Türkiye’de İstanbul’dan sonra başlıyordu.Harlem yoksa Hacıhüsrev var, Broadway yoksa Şirinevler var, Central Park yoksa Florya var, 5. cadde yoksa, Nişantaşı ve Şişli var.

Hekimlikte de benzer yozlaşma!…   Abarttığımı ve T.FİKRET’in Sis’ine nazire yaptığımı sanmayınız.Tıp tarihi ve deontoloji kürsüsünde Süheyl ÜNVER gibi çok saygın bir hoca var.Ama İstanbul’da hipokrat yok, deontoloji yok, hekimlik andı da yok.Ama henüz tıp etiği, bilimsel etik gibi kavramların acil ihtiyaç olduğu kaygısını yaşayanda yok…

Kocaman, renkli, ışıklı hekim tabelaları, manikür-pedikür dışında herşey yapılır gibi hastalık ve tedavi listeleri, tabelalarda Doç. Prof. Ord.Prof. gibi akademik unvanlar uzmanlık dalının hiç önemi olmadığı gibi yanıltıcı da.Örneğin Prof. Sami ZAN uzmanlık dalı yok. Çünkü anatomist, Doç. Dr. Ferruh Ünsalan uzmanlık dalı yazılmış ruh ve sinir hastalıkları mütehassısı ancak doçentliği 30 yıl önceki Adli Tıp uzmanlığından kan grupları ile yapılan 14 sayfalık bir tez ile ve 55 yaşından sonra…

Ankarada Farmakoloji Enstitüsündeki hocaların labaratuar dışında çalışmaları yoktu. İstanbulda adlandırma “Farmakoloji ve Tedavi Enstitüsü” olmuş, klinik yok ama aşağı yukarı tümünün muayenehanesi var.İçlerinden biri randevusuz çalışıyor, sürümden kazanıyor, kuyruktaki hastaları 2-3 kişilik gruplar halinde kabul ediyor, bu çalışma her gece saat 1 ya da 2’ye kadar sürüyor.Gazete okumaya, labaratuarda çalışmaya zaman bulup bulamadığını siz tahmin ediniz.

Biri Fatih’te diğeri Beykoz’da 2 muayenehane işleten göz hekimleri…

Çalışamaz duruma geldiklerinde; diplomasını, akademik unvanını bir eczacı kalfasına kiralayan hekimler ve eczacılar…

Sahil yolu boyunca seçim afişi gibi sıralanmış Fatihte muayenehanesi olan bir iç hastalıkları uzmanı “Atamtürk Güngör” afişleri… 90 yaşını aşmış esnaf hastanesinde ameliyat yapan ya da yaptığı söylenen Ord. Prof.’lar 3-5 kuruş vergi kaçırmak için özel muayenehanesini ticari ortaklığa dönüştüren anlısanlı, güçlü Psikiyatri Prof.ları (A.SONGAR) hemşehrim bir feodal aile reisinin myelitinin evde tedavisini üstlenmiş.(Bu feodal ailelerin bir özelliği biri Demokrat Parti diğeri CHP’den 2 millet vekili çıkarırlar Yumurtaları hiçbir zaman tek sepete koymazlar.) Bu benim işim değil demiyor. Yanımda nörolog N.Zembilci’yi de götürüyor.

N.Zembilci ise (oldukça varlıklı idi.) nöroloji kliniğine psikiyatrik (nörotik) hasta yatırıyor, günde 300mg melleril + 200mg imipramin veriyor, hasta senkop geçirip düşerken kırdığı lavabo ile yaralanıyor, ailesi apar topar çıkarıp benim nevroz ve psikosomatik servisime getiriyor.

Necmettin POLVAN nöroloji kliniği direktörü ama Amerikadan getirdiği psikiyatrik ilaçları klinikte ve muayenehanesinde hastalar üzerinde deniyor. Hemde ilaç ücreti alıyor.Aynı ilacı A.ÜÇOK ve O.ARKONAÇ’a veriyor.Uygulama sonunda bir rapor hazırlıyorlar.Arkonaç önce çalışma ücreti sonra rapor diyor.Ücret ödendikten sonra verilen rapor (mealen) bu antidepresan ilaç etkili ve yararlı olabilir ama EKT alternatifi olarak! Önerilen dozda verildiğinde; hastaların 30% si generalize konvulsiyon geçirmiştir. Aynı firma aynı ilacı 25 yıl sonra daha düşük dozda kullanılmak üzere tedaviye (pardon pazara) sunmuştur.

İ.Ü. Rektörü C.DEMİROĞLU Kardiyoloji Enstitüsündeki ofisini özel muayenehane gibi kullanıyor.
Benzerini Çapada Psikiyatri Kürsü Başkanı B.NOYAN’da yapıyor.Kaçkez Adil ağabey ile ziyaret etmişsek hastası olduğundan görememiştik.Biz de Selim hoca ve Özcan hocaya uğrayıp ayrılmıştık.

Akademik ortamdan Bakırköye (o yıllarda tam tımarhane idi) geldiğimizde başhekim F.BAYÜLKEM elit hastalarını Ortaköy Şifa Yurduna yatırıyor.(Genelde ağır depresyonlar) EKT uygulamayı benden rica ediyor.Kendisi nörolog olduğundan risk almak istemiyor, öte yandan EKT tekniklerine hakimiyetimi biliyor. Her seansın ücretini klinik sahibi Dr. Osman bey ya da eşi zarf içinde ödüyorlardı. Zarfın adı ise “Onorör” idi.Nöroloji hocası N.AYDINEL klinik olguları bana R.DUMAN kliniğine yönlendirir.Artık o hasta senindir der birkez bile uğrayıp ücret almazdı.Tabelasına yazdıracağı bir akademik unvanıda yoktu.

Ankaradan geldiğim ilk 6 ayda sudan çıkmış balık gibiydim.Hocalarım yok, fakülte arkadaşlarım yok, toplumsal alanım daralmış durumda.Öğrencilik yıllarımda hastalara yardımcı olduğumu bilen hemşehrilerim (Arkadaşlarım benim politikaya gireceğimi sanırlar ve onlara Niyazi’nin seçmenleri derlerdi.) beni İstanbul’da da bulmaya başladılar. 45-50 yaşlarında bir bayan sorunu koksartroz. Soruşturuyorum A.ARITAMUR adında bir ortopedi Prof.’unu öneriyorlar.Randevuya hasta ailesi ile birlikte gidiyorum, hocamıza kendimi tanıtıyor ve bir akrabalık bağım olmadığını özellikle vurguluyorum.Ben uygulayacağı tedavi, kullanacağı protez hakkında bilgi beklerken o götürüp Bulgar Hastanesine yatırınız, yarın sabah ilk ameliyata hastanızı alacağım demez mi! Donakalıyorum. Rutin inceleme yok, kan grubu bile önemsiz hastaya artrodez yapmış, yardımla yürüyerek gelen hasta köyüne tespitli olarak sedye ile döndü.Bende 3 yıl öncesine dönüyorum. Son sınıf öğrencisiyim. Yarıyıl tatiline giren kardeşim geldi.Bir ayağındaki deformite (halluks valgus) nedeni ile ayakkabı giyemez durumda.Ortopedi hocam G.S.ÇAKIRGİLE götürdüm.(Menderesin akrabası ve doktoru idi.) Kardeşine yapacağım operasyona sende katıl izle dedi. Hocam ben cerrahiyi pek sevmem diyecek oldum, gel çünkü aynadan kendiside izleyecek dedi.Ameliyat lomber anestezi altında, o bacağın kan dolaşımı elastik bandajla bloke ediliyor.Sonra uçtan açılıyor.Tüm klinik çalışanlarıda izliyorlar.Bir ahşap ustası gibi tek damla kanamasız operasyonu tamamlıyor, 15 gün sonra eve dönen kardeşim de futbol oynamayı sürdürüyor.

İstanbul’dan iyi örnek vermez isem büyük haksızlık yapacağım.(Adını anmadıklarımdan özür diliyorum.)

Nöroşirürji klinik sorumlusu ve şef yrd. Dr. Erturan ARAS o tarihlerde muayenehanesi yok. Hocası H.K.GÖKAY’ın Amerikan Hastanesindeki ameliyatlarına birlikte giriyor ve ameliyat sonrası izliyor. Hergün çalışma saati dolduğunda taksiyle ameliyata gidiyor. Tam çıkış saatleri 8 yaşlarında bir kız çocuk getirdiler. Ben tek nöbetçi asistanım. Çocuk Haseki, Cerrahpaşa, Çapa dolaşmış sonunda rastgele Bakırköye sevk edilmiş.Telefon açmak yok, yatak varmı sormak yok, ilgili uzman varmı sormak yok. Muayene masasına yatırdım. Ailesine ne oldu diye sordum merdivenden yuvarlandı başını çarptı dediler.Çocuk somnolans halinde, bilinç bulanık, ağrılı uyaranlara mimikleri ile cevap verebiliyor, gözlerine bakıyorum belirgin anizokori.Erturan ağabeyimi alacak taksinin kapıda olduğunu gördüm ağabeyime söyle gitmeden bana bir uğrasın dedim.Geldi, çocuğu gördü.Lezyona uygun pozisyon vererek kucağına aldı, bağırına bastı.Koşarak kliniğe götürdü, doğruca ameliyathaneye. Asistanı bir hemşire, anestezi teknisyeni, başka bir hemşire.Ameliyat tamamlandığında ne Amerikan Hastanesine ne de evine gitti.Geceyi çocuğun başında geçirdi…

30 yıl sonra bu kez Adli Psikiyatrik nedenle bu bayanı tekrar gördüm.O artık Erturan beyin aile üyesi gibiydi.Benden ona yardımcı olmamı rica etti.Ama bu kez yardımcı olamayacaktım.Yardımcı olmam için kleptomani demem yetiyordu.

 

BÖLÜM 3


MEDYATİK HEKİMLİK :

Fakültede Zafer Paykoç hocamızın İsmet İnönü’nün doktoru olduğu herkesçe bilinirdi. Hocamızın böyle bir ünle taçlandırılmaya hiç ihtiyacı yoktu. Çok değerli bir eğitimciydi. Medikal model içinde, içleyen-dışlayan nedenler hiyerarşisi içinde gerçek olgu sunumları yapar, ayırdıcı tanıyla son tanıya ulaşma yöntemini keyifle izlerdik.

Menderes’in akrabası ve doktoru G. Sami Çakırgil’i kardeşime uyguladığı operasyon nedeniyle anlatmıştım. 3 ekipten oluşan klinik konseylerinde herkes (diğer hocalar dahil) O’nu bekler, O da en yeni yöntem ve teknikleri anlatır ve uygulardı. Özel ilgi alanı doğuştan kalça çıkığı, kifoskolyoz, protezlerdi.

Demirel’in birçok doktorundan en ünlüsü önce başhekim oldu, sonra doç oldu, prof oldu sonra da İstanbul’a gelerek medyatik oldu.

İnönü’nün kuyudan adam çıkarma operasyonunu takiben Celal Bayar’ın doktoru olan (A. Songar) dan çok söz ettim. Fotoğrafçılık, elektrik, elektronik, sibernetik, kedilerin seks yaşamı, YÖK üyeliği, TRT kurul üyeliği, örgütçülük ve denetimi, aydınlar ocağı, komünizmle mücadele derneği, Türk İslam sentezciliği, muhbirlik, duvarda karınca duası, seccade, Kuran, 99 luk tesbih, en müstehcen fıkralar ne dersen var. Meslektaşlarını aklar/karalar fişlemesi bile yapardı. Etkiliydi, yetkiliydi, güçlüydü, becerikliydi. Kartvizitinde yazan muayenehane (sonra ticari şirket yaptı) telefonu sürekli hoca namazda yanıtı verirdi. O’nun dışında özel kırmızı hattı vardı. Fatih’deki seccadeli doktorların öncüsü ve hocasıydı.

Malatya’lı olduğu için kendini T. Özal’ın doktoru olarak lanse eden Nöroşirürji uzmanından söz etmiştim. Daha sonra ameliyat çok zamanını aldığı için daha çok psikiyatrik olgularla ilgilenmeye başladı. O, medyayı medya da O’nu iyi kullandı.

Ecevit’in tikleri vardı. Özellikle Kıbrıs harekatında abartılı durum kazanmıştı. O dönemde haloperidol damla denenmişti. Gençti, hitabet yeteneğini olumsuz yönde etkilediğini farketmiş olmalı ki sürdürmedi. Yaşlılık döneminde geçmişte İnönü örneğini yaşadığı halde politik hırsı (daha doğrusu Rahşan hanımın hırsı) başbakanlığı ve politikayı zamanında bırakmasını engelledi. IMF’den (USA den) ithal başbakan yardımcısı getirtti. Doktoru aynı zamanda USA vatandaşı olan emekli nörolog T. Zileli’nin verdiği risperidon’la elden ayaktan düşmüş, başkalarının fiziksel yardımına muhtaç hale gelmişti. Bir kat çıkamadığı için asansör kurulmuştu. Rahşan hanım eve alıyor, ilaçlarını kesiyor O biraz kendine geliyordu. O dönemde Edirne’de görüştüğüm Prof. C. Güleç’e sordum. Ecevit’e risperidon’u sen mi uyguluyorsun? Hayır abi, ben sadece komşusuyum. Ama tedavisiyle T. Zileli ilgileniyor yanıtını verdi. Yani Ecevit Rahşan hanımın hırsı ve bir malpraktis kurbanıydı.

Medyatik hekimlikte hekimlik yok ama getiri çok olmalı. TV de saat satın almalar, örtülü reklam, haksız rekabetten söz etmiştim. Ünlü bir kalp cerrahı ol, sonra asıl işini bırak şovmenlik yap. Fındık pazarla, şarap fabrikalarının tanenli çöpü üzüm çekirdeklerinin ezilerek, kapsüllenerek antioksidan adı altında pazarlamasını yap. Ameliyathane giysileriyle ekrana çık, sabah magazin programlarına çık, sonra da muayenehanede canlı fotoğrafını pazarla. Seni programa çıkaran programcının sakın sözünü kesme, yanlışın düzeltme, onun kurgusuna aykırı konuşma. Çok güzel, yerinde bir soru, ben de tam bu konuya girecektim, de ki paslaşma iyi gitsin. Gelecek programda da yerini garantile. Birebir görüşmelerde hazır-çanak sorulara klişe bilimsel yanıtlar oku. Ekrandan okumalar ne ilim! ne bilim! Allame-i cihan kesil. Ama sabah kliniğe geldiğinde hipotroidi nedeniyle apatik olan hastaya affektif küntlük var diye şizofreni tanısıyla antipsikotik tedavi uygula.

Nöroloji kliniğinde tüm Wernicke-Korsakof larının Alzheimer gibi irreversible demans olduğunu ileri sür. Psikiyatri kliniğinde ise bu olgulara antipsikotik + antidepresan ver hatta EKT uygula. Avrupa konseyi 2 nörolog 1 psikiyatristten oluşan bilirkişi göndererek 30 olguyu incelettikten sonra çok garip ve teatral simülasyon yapan biri dışında 29 olguda kliniğimin yaklaşımını onaylamıştır. O tek olgu da değişen CMUK ile çıkma şansı kalmadığında bir daha simülasyonla başvurmaktan vazgeçti.

Kimilerine işini gücünü, yönetmekle yükümlü olduğu hastaneyi terkederek her sabah magazin programlarına katılmak, meyvelerini devşirmek yetmiyor ki sömürü ve yolsuzluk yapma yoluna başvuruyorlar. Örneğin tüm politikacılara ve partilere çiçekler gönderiyor, faturayı hastane derneğine ödetiyor. Hastanede Savaş Ay’la halka açık konserler (partiler) düzenletiyor yiyecek içecekler hastane derneğinden. Vakıf desteğiyle Uluslararası Bakırköy Günleri düzenliyor, vakfa yaklaşık 5 milyar katkı sağlaması beklenirken çok yakından ve iyi anlaştığı organizasyon firması sahibi bayan yaklaşık 5 milyar zarar gösteriyor ve vakıftan bu zararı karşılamasını istiyor. Meğer firma yapılan sözleşme kapsamıyormuş gibi çalıştırdığı tüm elemanların 5 yıldızlı otelde minibar giderleri dahil ayrı fatura düzenletmiş onu istiyor.

Ben de bunun üzerine Sağlık Bakanlığı’na gönderilmek üzere 15 sayfalık bir rapor hazırlıyor teftiş kurulu istiyorum. Bu raporu başhekim masasına koyuyorum bunu oku incele ve bakanlığa gönder, sen göndermezsen ben göndereceğim dediğim halde bir hafta geçiyor, değil bakanlığa sağlık müdürlüğüne dahil göndermemiş. Bu kez doğrudan vilayet (sağlık müdürlüğü) kanalıyla gönderiyorum. 3 kişilik teftiş kurulu geliyor. Hocam! bunca yıllık bürokratik hayatımızda böyle şey görmedik. Sizi kutluyor, saygıyla selamlıyoruz diyorlar. Ben de; sizin eski başkanlarınız beni tanırlar, bana imzasız mektupla muhbirlik yakışmaz diyorum. Söz konusu kişi hakkında ağız dolusu laflar ederek beni uğurluyorlar. Ne beklersiniz? Sonunda vakıf başkanı eski başhekim ile aynı blokta yer alan eski yardımcısı yeni başhekim ne kar-ne zarar da anlaşıyorlar.

Bu tür yolsuzluklarla da yetinmeyen başhekim (Aktuna örneği gibi) illegal-mafyöz (artık işadamı diyorlar) ilişkilerin kendisine prestij ve konum sağlayacağını umuyor olmalı ki organize işlere de burnunu sokuyor; tutuklu servisinde konseydeyim. İstanbul dışındaki bir cezaevinden klinik tedavi endikasyonuyla gönderilmiş cinayetten 20 yıla hükümlü bir olgu getiriyorlar. Hasta, tıbbi dosya, uzman ve asistan notlarını inceledikten sonra dosyadaki tanı bölümüne “klinik tedavi gerektirecek bir psikiyatrik hastalığı yoktur” yazıyorum. Cezaevine gönderilmek üzere çıkış işlemi yaptırıyorum. Çıkarılan kişilerin cezaevi tarafından alınması çoğu zaman akşam saatlerinde olur. Aynı gün muayenehanede çıkan bir hastamın peşinden 2 kişi ofisime dalıyor. Sekreterim “ne desek bu beyler dinlemedi hocam bekleyen hastalarımız var” diyor. O’na çıkmasını işaret ediyorum. Sorun ne beyler, size nasıl yardımcı olabilirim? Bizi size başhekim gönderdi. Bugün çıkışını yaptığın X kişi hem adamımız hem de akrabamız. Ya çıkışını iptal edin (olmaz olamaz) ya da yeniden yatış yapın. Peki siz kimsiniz? Ben baba diye bilinen D. A. nın kardeşiyim. Peki siz Verimli hocanızla da böyle senli benli konuşacak kadar yakın mısınız? Evet. Ben de yok. Sizde numarası var mı? Var. Çevir ve telefonu bana ver. Telefonu alıyorum onların şaşkın bakışları arasında sen bu kişileri niçin bana gönderdin? Sen iyi abi, ben kötü amca mı olacağım? Başhekimsen başhekimliğini bil. Elinden ne geliyorsa yap. Haydi beyle doğru Arif abinize. Hastaneden acil uzmanı arıyorum. Ekibimden Dr. Fisun Özdemir’e başhekimden telefon alırsan hiç itiraz etme, yatışını yap. Evrakına bugün hasta olmadığı için çıkarılan kişi başhekimin direktifiyle yeniden yatırılmıştır yaz. (Yataklı tedavi kurumları yönetmeliğinde başhekimlere böyle bir yetki tanınmıştır) Nitekim olay böyle gelişti. Yatış dosyası boş bırakılan kişiye vizit yok, ilaç yok. Birkaç hafta sonra gerçek akıl hastaları arasında sıkılan kişi kendiliğinden cezaevine dönmeyi isteyerek çıkış işlemi yapıldı. Bu öykü burada bitmiyor. Baba olarak tanınan ağabeyin bir yakını yazlık komşusu olan bir dostuma D. A’nın kardeşi Niyazi hocayı vuracakmış diye haber uçuruyor. Ben de haberi veren dostuma (gerçek işadamı) ağabeyini tanıyıp tanımadığını soruyorum. Tanıyorum yanıtını aldığımda muayenehane çıkış saatinde gelsin görüşelim diye randevu veriyorum. Saatinde geliyor. Siyah kostümünün düğmeleri iliklenmiş, selam vererek giriyor hocam kardeşimin yaptığı saygısızlık için sizden özür dilemeye geldim. El öpecekmiş gibi eğilirken oturmasını işaret ediyorum. Hocam bizim baba diye adımız çıkmış, sizi soruşturdum sizin gerçek bir baba olduğunuz öğrendim yorgun ve açsınız sayın valimiz N. Çakır’ın da bulunduğu masada yeriniz hazır diyor. Yanıtım; teşekkür ederim. Sen ünlü şanlı medyatik bir adamsın herşeyin bir bedeli var doktor Niyazi Uygur senin dostun olamaz. Onunla aynı masada aynı karede yer alamazsın diyorum. Ama sayın valimde bizi bekliyor, o O’nun bileceği iş diyerek çıkarıyorum. Ertesi gün çevredekiler hocam dün akşam yol 2 taraftan ciplerle kapatıldı hastanız kimdi diye sordular. 1-2 yıl sonra antisosyal küçük kardeş ağabeyini silahla yaralamaktan tutuklanmış, kliniğime gönderilmiş. Kokain bağımlılığı nedeniyle 3 ay süren bir tedavi kürü uygulandı. Cezaevinden çıktıktan sonra teşekkür ederek, bir emrin olursa başım gözüm üstüne demeden telefonu kapatmıyordu. Aşağı yukarı her ay aynı minvalde telefon açmaya devam etti. Ağabeyinin değil ama telefon rehberinde hastalarım arasında onun numarası var.
BİLİMSEL ETİK İHLALİ:
Bu tür ihlaller davacısı olduğu takdirde ceza yaptırımı olan suçturlar. Ayrıca ulusal ve uluslararası sivil hukukta da ciddi tazminat ödemeyi gerektirir. İstanbul’a geldikten sonra U. Mumcu’nun sütunundan öğreniyoruz ki bu alanda ilk şampiyonumuz Hacettepe Üniversitesinin kurucusu, YÖK’ün mimarı İhsan Doğramacı imiş. Tıp dünyasında çok tanınan bir pediatri kitabını Türkçe’ye çevirterek ve kendine mal ederek yayınlamış.
GATA İstanbul’da askerlik görevini yapan bir meslektaşımız kendi çalışmasının GATA’daki bölüm başkanı tarafından aşırılıp, sanal birkaç olgu eklendiğini ve çalışmanın ödül kazandığını bu ödülün ondan alınarak kendisine verilmesi için suç duyurusunda bulunmuştu. İTO’nun oluşturduğu soruşturma grubu Çapa’dan Lütfiye Eroğlu, Cerrahpaşa’dan Hasan Yazıcı Bakırköy’den de bendim. Romatoloji alanında oldukça ünlü olan etik konusunda benden de katı ancak hiperemotif olan dostum H. Yazıcı’yla sohbetimizde hastanemizin “Düşünen Adam” dergisinde O. Arkonaç’ın tıpta ahlak başlığı altında seri olgu örnekleri veren makalelerden söz ettim. Kendi adıyla ve kaynak vermeksizin yayına veriyordu. Araştırmalarım sonunda bu makalelerin Amerika’da bir katolik papaza ait olduğunu öğrendim. Ülkücü ve MHP’li olarak tanınan, başkaları için hekimlikte zorunlu hizmetin vatan görevi olduğunu öne süren Arkonaç’ın oğlu Burak askerliğini tamamladıktan sonra diploma verilmediği halde doğum yeri dolayısıyla asıl vatanı olan USA’ya uçmuş ve ihtisasa başlamıştı. Makaleleri O gönderiyor babası da çevirip özetleyip dergide yayınlıyordu. H. Yazıcı’ya bundan söz etmem üzerine ısrarla benden dergi ve makaleleri istedi. Kara mizah örneği olarak Cumhuriyet gazetesinde yayınlamak üzere. Ama vermedim. Bir süre de ondan uzak durdum. Bu görüşmeyi Arkonaç’a bildirmemden sonra tıpta ahlak serisi son buldu. MHP’li olduğu benim etiketim değildir, kliniğimde uzman, başasistan sonra da şef yrd yaptığı H. Sezeroğlu ile parasal bir konuda anlaşmazlığa düştüğünde orada ben yokmuşum gibi seni partiye şikayet edeceğim sözünü öfkeyle ağzından kaçırmıştı. Oysa aynı kişiyi zaman zaman tetikçi olarak kullanıp bana saldırttığı olmuştur. Sezeroğlu yıllar sonra büyük bir grup içinde eşimin yanında benden af dilemiştir. (Canlı tanığı S.Y. Özden’dir)
Bilimsel sahteciliğin aşırmacılık (hırsızlık, korsan yayıncılık) dışında başka yöntemleri de vardır. Aldatmacılık (dolandırıcılık), kapkaççılık, inkarcılık, gaspçılık, izleri yok etme (kanıtları karartma) vs.
ALDATMACILIK:
Hastane Rehabilitasyon Kurulu Başkanıyım. Hastanede eğitim almış ya da sertifikalı uğraşı terapisti yok. Psikiyatrist, psikolog, sosyal çalışmacı, yüksek lisanslı hemşire olabilir. -Yabancı dil sorunu olmayacak- Döner sermaye ve sağlık kurumları nın karşılaması olanaksız. Hastane vakfında etik kurul fonumuz var. Bu fondan bir kişilik burs ayırıp Londra’ya eğitime göndermek üzere gönüllü aradık. Tek gönüllü Dr. Ö. Kır çıktı. Gitti döndü. Aldığı eğitimle ilgili bir rapor dahi düzenlemeksizin Bodrum’a gidip yerleşti. Meğer asıl amacı doğumu yaklaşan çocuğunun Londra’da doğmasını dolayısıyla İngiliz vatandaşı sayılmasını sağlamakmış.
KAPKAÇÇILIK:
A. Samancı adlı asistanımız politik, bürokratik desteğinin ne olduğunu bilemem. Asistanlığa başladıktan bir süre sonra eğitimine İngiltere’de devam etmek üzere bakanlıktan 2 yıl izin kotararak gitti. Her ay düzenli Y. Aktuna’ya mektuplar gönderdi. (İçeriğini az çok tahmin edersiniz) 2 yıl sonra döndü. Hüsnü Erkmen’in kliniğinde hipotezi olmayan bir tez! hazırlamış bu arada İngiltere’de bir takım kliniklerden kliniğimize şu kadar süre devam etmiştir şeklinde belgeler derlemişti. (Olumlu ya da olumsuz değerlendirme yok) Hastanemiz uzmanlık eğitiminde 4 aylık zorunlu adli psikiyatri rotasyonu var. Uzman olanlara da 6 aylık. Belgeleri arasında böyle bir belge yok. Değerli hocası H. Erkmen’in eşliğinde bana geldi. Hocası Niyazi abi Armağan’ın süresi doldu. Tezini hazırlamış durumda, iznin olursa sınava girsin adli psikiyatri rotasyonunu sonra yapsın. Hem de 6 aylık rotasyonuyla birleşmiş olur dedi. Meslek yaşamım boyunca hekim, psikolog, sosyal çalışmacı, üniversite öğrencisi, hemşire ve sağlık memurlarına destek vermiş koruyup kollamış biri olarak hayır diyemezdim. Evet dedim onay verdim. Atı alan Üsküdar’ı geçmişti. Armağan kapıp kaçmıştı. Söz vermek belgesi olmak O’nun için önemli değildir. TV de aile terapisti olarak programlara çıkmaktadır. Belgeleri arasında bu alana ilişkin bir sertifikası ya da belgesi yoktu.
YÜZSÜZLÜK:
Söz vermiş olduğu rotasyonuna gelmediği gibi bilimsel toplantılarda, olgu sunumlarında adli psikiyatri konusunda engin ve zengin bilgi ve birikimini ortaya saçıyordu. Şefini temsilen katılmak zorunda olduğu adli psikiyatri sağlık kurullarında karşıt oy kullanmanın keyfini çıkarıyordu. (Borçlu olmak zor iştir, O’nun da borç ödeme tarzı böyleydi) Pişkinlik bunlarla kalsa iyi Samancı bir dernek kurmuş 1-2 şubat 2012 tarihlerinde hastanede etik ve hukuk sempozyumu düzenlemişti. Özellikle katılmak istedim. Ancak hem hava koşulları hem de sağlığım izin vermedi. Bu yazdıklarımı okuyor ise toplantıya katılmış olabilseydim bunları yüzüne karşı söyleyecektim. Öyle kabul etsin. Boş yere arkasında bıraktığı nal izlerini süpürmeye kalkmasın.
GASPÇILIK:

Ülkemizde lityum tedavisini ve profilaksisini benim başlattığımı defalarca belirttiğim halde bunu görmezden gelen meslektaşlarımdan İstanbul’da yapılan Bipolar Bozukluk Sempozyumu’na nezaketen de olsa özel bir çağrı almadım. Benim sponsora ihtiyacım yoktu kimseyi incitmemek için şimdiye kadar yapılan inkarları “akademik şovenizm” olarak görüyordum. Benden 10 yıl sonra lityumla tanışanların sahiplenmeleri nezaket sınırlarını çok aştığından bundan böyle şovenizm yerine gaspçılık olarak adlandıracağım. Kanıtları isteseler de artık karartamazlar. Çünkü 2011 bahar sempozyumunda T. Oral, JMOOD dergisinin 2. sayısında sevgili H. Savaş hakkımı vererek Türk psikiyatri tarihine tescil etmişlerdir. (N. Konuk ve M. Nebioğlu’nun makaleleri)

 

BÖLÜM 4

TETİKÇİ MEDYA VE ETİK İHLALLERİ:

A. Oktar ne ilgisi varsa kendine hocalık kimliği yakıştırmış varlıklı aile çocuklarını sömürerek sultanlar gibi yaşıyor. Bu arada DGM’de yargılanırken ATK gözleme gönderiliyor. Mehdilik iddiası öne sürülerek paranoya tanısıyla eski TCK 47 öneriliyor. Bunu onaylaması gereken 4. kurula geldiğinde bu tanıyla kişiye 46. maddenin uygulanması öngörülüyor. Yargılama devam ettiğinden yargı bir ara kararıyla tedbiren koruma kararı alarak ve tahliye ederek hastaneye gönderiyor. Bu tür olguların kapalı serviste olması gerekirken Arkonaç’ın açık nevroz servisine alınıyor. (Esasen ben kendini uyarmış olduğumdan sorunu kendi yöntemimle çözümlemiştim) Ama bir gazeteci Y. Aktuna’ya gelmiş bu kişinin hastanede olduğunu ve özgürce faaliyetini sürdürdüğünü bildirmiş. Aktuna beni odasına davet etti. Sordu evet dedim. Arkonaç’ı çağırdı. Hayli ağır sözler ve ithamlarla derhal kapalı servise gönderilmesi talimatını verdi. O ve çevresi bu gelişmenin benden kaynaklandığını sanmışlar. Zaman gazetesi muhabiri muayenehaneme gelerek kendince benden bunun hesabını soracak. Sese duyarlı kayıt cihazını çıkarıp masaya koymasını söyledim. Ben de kendi kayıt cihazımı çıkarıp masaya koydum. Sorularını kısa sürede açık seçik yanıtladım. Ayrılırken gerçekdışı bir haber yaparsan nasıl bir belaya bulaştığını anlarsın diyerek gönderdim.

Başbakan T. Özal Aktuna’yı görevden alacak. Araya gazete sahibi M. Özkan, Cevahir ailesini sokarak yıl sonuna kadar vade istiyor. Daha önce şansını denedi milletvekili adayı olamadı. Belediye başkanlığı seçimleri var. Bu arada rakip ve halef olarak beni gördüğünden Cevahir ailesi ve yakınlarının çıkardığı Güneş gazetesinden asparagasçı bir muhabiri başhekim yrd pratisyen Dr Uğur Bağışlar’la eğitiyorlar ben de tatile çıkacağım ve çalışmadığım gün 3 çalışanımdan sadece biri var. (Demek ki izlenmişim) Muayenehaneme uğramıştım. Kapı alarmını işittim. Sekreter geldi, doktor bey 2 bey geldi biri çok kötü görünüyor çalışmıyorsunuz ama yardımcı olabilir misiniz dedi. Ben de elbette dedim. Provasını yaptığı panik atak öyküsü anlatıyor. Ben de daha önce nasıl başa çıktığını sordum. Ankara GATA’da doktor olan ağabeyinin yardımıyla psikiyatriste başvurduğu ve tranxilene ile rahatladığını söyleyince bir kutu 5mg lık tranxilene yazdım. Aslında 10mg lık 3 kutu da yazabilirdim. Çıkmak üzereyken kapı açıldı diğeri girdi. Foto muhabiriymiş. Birkaç kare aldı. Ödediği benim normal vizit ücretim olduğu halde tabip odası ücretini baz alarak 5 katı yüksek ücret alarak uyuşturucu ilaç yazıyormuşum şeklinde manşette haber yaptılar. 2 yıl süren davalar sonunda hem ceza davalarını hem de tazminat davalarını kazandım. (Dosyası Dr. Ş. Erkoç’tadır)

Para koparmak için kendini çeviklikle lüks arabaların önüne atanlardan biri orta yaşa gelmiş çevikliğini yitirmiş olmalı ki İzmir’de cezaevinden çıktım işsizim parasızım kendimi yakacağım diye önce Sabah gazetesine gidiyor. Onlardan ilgil görmüyor. Hürriyet gazetesine gidiyor onlar 3-4 litre benzin ihtiyacını karşılıyor meydanda kutuyu üzerine boşaltmasını bekliyorlar. Muhabir hazır kameraman hazır ancak kibrit ıslanmış tutuşmuyor. Kameraman çakmağı çıkarıp muhabire O da kurbana veriyor. Giysiler tutuşuyor. Önemli olan birkaç kare yakalamak. O da oluyor. Nasıl oluyorsa kişinin yanması önleniyor. Gazetenin öneri ve desteğiyle İstanbul’a getirilen kişi kliniğime yatırılıyor. Hergün gazete temsilcileri tarafından yakından izleniyor. Çünkü Sabah gazetesi olayın asparagas olduğunu öne sürüyor. Doğru zira kişi olan biten gerçeği klinikte açıklıyor. Hürriyet’in sağlık muhabiri ve görevlileri geldiğinde onlara şantaj yapmış olmalı ki bir miktar parayla kişiyi ikna ediyorlar. Aslında hasta olmayan ve incelemeleri tamamlanan kişi de hastaneden çıkıyor.

Bu olayı diğer basın organlarına yansıtmadığım için minnettar olması gereken sağlık muhabiri bayan bu kez dostluk bağları olan meslektaşlarımızın (Nöroşirürji ekibi ve bazı psikiyatristler) tetikçiliğini yapıyor. Hastanede başhekimlik boşalmış koltuk boş. Bu adam yönetici olarak başımıza gelirse kurduğumuz sömürü düzeni bozulur, hasta-hekim ilişkileri hastalardan yana döner kaygısı içinde olanlar İstanbul defterdarlığına ihbarda bulunarak 3 kişilik bir inceleme ekibi gönderilmesini sağlıyorlar. Yanlarında hürriyet sağlık muhabiri bayan ve foto muhabiri ile birlikte geliyorlar. Kardeşim maliye bakanlığı hesap uzmanı olduğundan bilmekteyim ki görevlilere bu kişileri neden yanlarında getirdiklerini, onlar çıkmadıkça hiçbir inceleme yapmalarına izin vermeyeceğimi söyleyebilirdim. Ama benim bir çekincem yok onlara arşivimi hasta kayıtlarımı makbuzlarımı ne varsa açıyorum. Yardımcı olmak için rastgele örnekleme yöntemini öneriyorum. Bir yandan da bu bayan bana mesaj veriyor “Hastane başhekimliği için en güçlü aday sizmişsiniz”. Yanıt “Doğru. Bir psikiyatri eğitim hastanesine başhekim olacak kişinin ürolog-nörolog değil psikiyatrist olması daha uygun değil midir? Yasalar gereği şef olması da gerekir”. Ya Yıldırım Aktuna nöroloji uzmanıydı. O sizce iyi bir başhekim değil miydi? Yanıt “O mu yaptı sanıyorsunuz. Onu sırtımda taşıdım, kıyıya çıktığında bir akrep gibi cibiliyetini gösterip beni sokmaya çalıştı”. Siz profesör olmadığınız halde vizitiniz onlardan yüksek. Yanıt “Ben prof değilim ama 2 asistanım prof 3 asistanım da şu anda doçent. Ücret konusuyla ilgileniyorsanız salonu lebaleb doldurmuş hastalarla görüşebilirsiniz” diyorum. O tarihlerde randevudan çok aciliyete ve ciddiyete önem verirdim. Bekleyenlerden de bir yakınma gelmedi. 30 dakikalık bir inceleme sonucu maliye ekibinin şefi elini uzatarak teşekkür etti. Hocam keşke bütün mükelleflerimiz sizin gibi olsalar derken tetikçiler kapıdan çıkıp uzaklaşmaya çalıştılar. Sekreterlerimden biri işaretim üzerine çıkmalarına izin vermedi. Kayıt cihazınızı çıkarın, foto muhabirine de sen de kameranı hazırla dedim. Maliyecilere biraz önceki sözlerinizi lütfen tekrarlar mısınız? Sesli ve görüntülü olarak kayıtlara geçsin dedim.

Metadon uygulamasını engellediğim için üreten ve pazarlayan firma kimi meslektaşlarımızın işbirliği ile Ayşegül adlı bir sağlık muhabirini tetikçi olarak peşime taktı. O da sonunda boyunun ölçüsünü aldı ve peşimi bıraktı.

Zaman gazetesinden bir muhabir arıyor hastanede benimle “metadon” konusu ile ilgili bir haber – röportaj yapmak için randevu istiyor. Valilik ya da Sağlık Müdürlüğünden yazılı izin getirmek koşulu ile randevu verdim. Kameramanla geldi, izin belgesini verdi.Bende kliniğimdeki kamerayı bir görevliye verdim. Eşzamanlı çekim için… Israrla çekimi bahçede yapmak istedi. Daha doğal bir ortam olacağını klasik bir mülakat görüntüsü vermeyeceğini öne sürdü. Bende kabul ettim. Eşzamanlı 2 kamera çalıştı. Mülakat bitti. Odama döndüğümde ısrarın nedenini farkettim. Masamda görüşmüş olsaydım, tüm çekim boyunca arka planda Atatürk portresi ve Gençliğe Hitabesi görüntüye girecekti. Sonunda bu mülakat doğru ve güzel bir haber olarak yayınlandı.

İstanbul Barosu Başkanı oldukça medyatik kızı tv kanal 6’da program yapımcısı prosedür tamam (gerekli izin alınmış) programın günlerdir duyurulan adı “İPTEN DÖNENLER” arabayla alıyorlar, makyaj yapılıyor. Canlı program saati geliyor. Ama ortada bir tedirginlik ve panik havası var. Sonunda program iptal ediliyor. Benden özür diliyorlar. Bende onlardan açıklama istiyorum.İpten (İdamdan) dönen 4 Vak’adan biri Baro Başkanının müvekkili, stüdyoda beni görmüş ve avukatına “Ben hastanede hocama bütün gerçeği açıkladım.Burada çıkıp onun karşısında inkar edemem.” demiş. Kişi tahliye olmuş ama yargılama süreci Yargıtay aşamasında.Başkan bu program davayı kaybetmemize sebep olur diyerek kızının programını iptal ettirmiş.

NOT: Önceki bölümde  soruşturma isteyen kurumun TND olduğu düzeltmesi ve süreçle ilgili katkıları için B.Sercan’a teşekkür ederim.

 

İkinci Parça’ya devam etmek için :
 http://www.turkpsikiyatri.org/blog/2012/07/16/hekimlik-onuru-ve-sayginligi-psikiyatrist-dr-niyazi-uygur-ii/

6 Replies to “Hekimlik Onuru ve Saygınlığı – Psikiyatrist Dr.Niyazi Uygur – I”

  1. Hocam,Erturan Aras i gecen yil bu gün kaybettik.Anlattiginiz olayi banada aktarmisti.Dayimla ilgili böyle bir sürü olay var.Meslegine cok düskün.onurlu yasayan,paraya zerre kadar önem vermeyen cok haysiyetli bir adam,mükemmel bir cerrahti.Bu gün tesadüfen internette arastirma yaparken yazilariniza rastladim.Cok tesekkür ederiz.
    Saygilarimla
    Hülya Misir Uysaler

  2. SEVGİLİ AMCAM ERTURAN ARAS’I 2012 SENESİNDE KAYBETTİĞİMİZDEN BERİ 2 KÜSUR SENE GEÇMİŞ MESLEK KAPTANLIK OLUNCA SEFERDE OLDUĞUM BİR SÜREÇTE CENAZESİNE BİLE KATILAMADIM.NİYAZİ HOCAM GÜZEL ANILARINIZI BURADAN PAYLAŞTIĞINIZ İÇİN SİZLERE ÇOK TEŞEKKÜRLER. KOSKOCA BAKIRKÖY RUH VE SİNİR HASTALIKLARI HASTANESİNİN MAZİSİNİ KALEM ALDIĞINIZ BU YAZI VE ANILAR İLE BİR ÇOKLARININ HASYİSETSİZCE UYGULAMALARINI ORTAYA KOYUP,TAKTİR GÖRMEMİŞ VE BU ÜLKE İÇİN AMERİKA GİBİ OLANAKLAR CENNETİNİ ELİNİN TERSİ İLE İTMİŞ İNSANLARA BİR KADİRŞİNASTLIK YAPMIŞ BULUNMAKTASINIZ.ELLERİNİZDEN ÖPER SAYGILARIMI SUNARIM. ALPAY ARAS

  3. Hocam merhaba,
    yalnis hatirlamiyorsun bi 10 15 sene once babami (ömer ali sadikoglu) siz iyi etmistiniz suan hastaligi tekrarladi ama bis hic bi care bulamadik. Ben o zamanlar kucuktum sizi az buz hatirliyorum bir kere gelmistik sizin muayenehanye suan babamin doktoru sizmisin bilmiyorum ama insallah sizsinizdir cunku size cok ihtiyacimiz var sizden ricam bana yardimci olmaniz lutfen bunu okursdönüş yapin bana geri donu
    saygilarla

  4. Kişisel veya işletme kredisi ihtiyacınız var mı
    stres ve hızlı onayı olmadan?
    Eğer evet ise, lütfen bize ulaşın.
    Şimdi% 3 faiz oranı kredi sunuyoruz.
    Sizin kredi, güvenli ve emniyetli bir
    Daha fazla bilgi ve uygulamalar için,
    e-posta yoluyla bizimle irtibata geçiniz

    hooksonloans@hotmail.com

  5. Ben Loredana Beretta ilgileniyor nazik üzerinden e-posta bana ulaşın eğer acilen% 3 faiz oranı ile Uluslararası Ülkelerine kredilerin farklı tür işlemek özel bir kredi borç veren duyuyorum: loredana.beretta40@gmail.com

    Slogan: Sizin mutluluğunuz bizim memnuniyetidir

    Biz bizim sloganı ile canlı Biz Yardımcı Olabilirsiniz

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir