Hap olmadı şurup verelim !

Dr Niyazi Uygur’un Popüler Psikiyatri Dergisi Ağustos 2012 sayısında yayınlanan yazısını yayınlıyoruz. -TürkPsikiyatri |

HAP OLMADI ŞURUP VERELİM

Dr.Niyazi Uygur
31 Temmuz 2012

ÖNCE HAP

Genç, yaşlı, halen faal veya emekli 2000 dolayında psikiyatristin bulunduğu konferans ortamında bir genç uzman ortaya bir soru getiriyor. Soru şu:
Anadolu’da bir il D. Hastanesinde mecburi hizmet yapmaktayım. Bölgede henüz evlenme yaşına gelmemiş (18 yaş altı, 16 yaşı doldurmuş) küçükler mahkemeler tarafından gönderilerek “Ruh sağlığı açısından evlenmesine engel olabilecek ya da sakınca oluşturacak durumu olup olmadığı” sorulmaktadır. Herhangi bir zihinsel gelişim ya da sağlık sorunu olmayan bu küçüklerde fiil ehliyetini saptamak dışında dikkat etmem gereken başka öneriniz olabilir mi?
Oldukça özlü, özgül, açık bu sorusuna konuyla ilgili ve ilgisiz yanıtlar veriliyor. Bunun üzerine yeniden söz alarak sorusunu açıklamak zorunda kalıyor. “En çok sıkıntı duyduğum sorun; klinik kanaatimize dayanarak düzenlediğimiz bu raporlar için daha sonra hukuki bir sorun yaşar mıyız? Çünkü bu başvurulardan bazılarına olumlu bazılarına olumsuz raporlar düzenliyoruz.” Bunun üzerine söze girme gereğini duyuyorum. Ve genç meslektaşlarıma bir komprime sunuyorum:
1) Hekim hakim değildir. Yargının sizden istediği klinik değerlendirmenizdir. Vicdani karar yargıca bırakılmalıdır.
2) Yasa, yaşı küçükleri kategorize etmiştir. Yani sizin yaklaşımınız bireysel olmak zorundadır.
3) Olağan dışı koşullardan kastedilen çoğunlukla gebeliktir. Kimi zamanda evlenerek yurtdışına çıkmadır. Siz yaşı 16 ama zihinsel gelişimi 10-12 yaşında olan küçüğe ayırt etme yetisi yeterlidir diyebilir misiniz? İşte o vakit yargıyı yanıltmadan başınız derde girebilir.
4) Baskı altında zorla evlendirmelerden söz etmiyorsunuz. Ancak; açıklayamadığınız böyle bir durum var ise A- Gizli kaşesi vurarak raporu savcıya gönderiniz. Elden vermeyiniz. Evlendirme memurluğu yargı kararı olmadan işlem başlatamaz. Soru oradan gelmiş olsa dahi yanıtı göndermek zorunda değilsiniz. (Gizliliğin korunması için) B- Bu takdirde o ili terk ediniz. Başka bir il’e atanmayı isteyiniz.
Buna rağmen son sözü söyleme meraklısı kimi meslektaşlarımın sözü gereksiz yere uzatma gayreti içinde olduklarını görünce artık dayanamadım ve aşağıdaki yazıyı kaleme aldım.

SULANDIRMA

Çoğunluğumuzun malumudur. Benim canım ülkemin canım sekenesi (köylü – kentli, Türk – Kürt, Alevi – Sünni, Azınlık – Çoğunluk gibi hiçbir ayrımcılık içermez. Osm.) sağlık sorunları yaşadığında yüzyıllardır hekimle tanışmadığından mı, ona ulaşamadığından mı? (sayısız neden sıralamak mümkündür) en ilkel geleneksel yöntemi uygular ve doğa üstü güçlere sığınır. Elbette bu tür güçleri bulunduğunu sandıkları büyücülere, üfürükçülere, medyumlara, meczuplara başvururlar. Bilimsel tıp ülkemize gerçek anlamda Hitler Almanya’sından kaçan musevi bilim adamları ve onlara kapılarını açan Cumhuriyet döneminde gelmiştir. Fakat halkımızın %95’i onlara ulaşamamıştır. İç hastalıkları alanında Dr. FRANK özel ofisinde astronomik ücret karşılığı diğer doktorlara konsultanlık yaparken o unvanlı yerli hocalarımız laf üretmişlerdir. “En züğürt günümüzde bile cebimizden birkaç frank çıkartırız.” gibi…
R. Saydam sayesinde ilçe ve beldeler hekimle tanıştığında bu kez mucizevi güç ve güce saygı hekimlerden yana kaymaya başlamıştır. Hekimler de 50-60 yıl bunun keyfini çıkarmışlardır. Öyle ki; tedavi, reçete, rapor hatası ve de yolsuzluğu yapanlar dahi kendilerini tanrı gibi görmüşler, La-yüs’el (dokunulmaz/dokunulamaz) olduklarını sanarak “hekim kanaati” soyutlamasının arkasına sığınmışlardır. Gün gelmiş işler ters dönmeye başlamış, bakanlık bürokratları sıradan bir inceleme ve soruşturma için kuruma gelmeyi bırakarak (saygıdan vazgeçtik), iş ve zaman kaybını önemsemeksizin başlarında hocaları hekimleri ve sağlık çalışanlarını ayaklarına çağırmaya, verdikleri saati 2 saat geçmiş de olsa utanmadan işim vardı, meşguldüm diye sırıtarak…
Toplumsal tepkinin yansıması mıdır? Nedir? Sanki bir merkezden yönetiliyormuş gibi aynı tutumu savcılar onlardan gören semt karakolu polislerine varıncaya kadar göstermeye başladılar. Daha sonra S.G.K. vs… Yanlış anlaşılmasın bunlar benim kişisel sorunum olmamıştır. Ben savcıdan, polisten, jandarmadan saygısızlık görmedim. Ama arkadaşlarım gördü. Hastanemizin alanında bir gecekondu gibi türemiş Bakırköy D. Hastanesinde sabah görevli K.B.B. şefi genç bir doçent hanımın öğleden sonra Sağlık Md. Yrd. olarak görev yaptığı 20km uzaklığa ekibimi ayağına çağırarak yaptığı hödüklüğü, yüzsüzlüğü unutmam olanaksız. 36 yıllık muayenehanem var. 2005 yılında yenisini yaptırdım, taşındım. Acil çıkışı, merkezi ısıtma – soğutma – havalandırma, tümü özürlülere göre düzenlenmiş kadın – erkek, klozetli – alaturka, sıcak sulu tuvaletleri olan bu yeri yeni açıyormuşum gibi 2010 yılında S.Müdürlüğü görevli göndermiş, sekreterim aradı, onları telefona çağırdı. Görevlilere “incelemelerinizi yapın çıkın” dedim. Ama hocam noterden onaylı diploma, uzmanlık belgesi ve şu kadar ölçekli proje gerekiyor dediklerinde “o halde defolun gidin, amirlerinize bildirin ellerinden geleni yapsınlar” dedim. Bu olaya tanık olan bürokrat halen hastanemizde görevlidir. (Bendeniz diyeni kimileri bende sanır.)
Bu tür değişimler sonunda canım insanım gördü ki; bu hekimler de sıradan insanlar. Simitçiden boyacıdan aynı kahvede aynı masada iskambil oynayıp sonrada dövdüğümüz kişilerden farklı değiller. Koruma ve korunmaları da yok! Mucizevi güçleri ve yetenekleri olsa hastalarımız ölmez. Bakana, Başbakana yaklaşmak imkansız. Devlet görevlisi olduklarına göre bunlar da devlet sayılır. Vurun – ezin – öldürün kahpeyi…

SEYRELTME

BİLİRKİŞİ:
Bilirkişi yargıcın ya da yargı kurulunun kapasitesini aşan (herkes herşeyi bilmek zorunda değil) özel uzmanlık gerektiren konularda bilimsel – teknik bilgisine ve birikimine başvurduğu kişi / kişilerdir. (Hukuk ve Ceza Usul Yasaları)
Görevi:
Yargının açık – seçik özgül sorularına (kestirmeden giderek yasa maddesi yazmak yanlıştır) özgül yanıtlar (yazılı / sözlü) vermektir. Böylece (günümüz Türkiyesinde kuramsal da olsa) bağımsız, özgür ve özerk yargının yasalar çerçevesinde hakça bir karara varmasına yardımcı olmaktır. Bilirkişi bildirimlerinde imzası olanlar kamusal ve kurumsal da olsalar yargıç karşısında yeminli tanıklık gibi kabul edildiğinden dürüst olmak zorundadırlar. Gerçeğe aykırı bilirkişilik sadece etik – deontolojik sorun değildir. Ağır ceza yaptırımları olan suçtur.(CMK:60,71 TCK:276)
Dürüstlük ölçeği var mı bilmiyorum. Bence bilgi, beceri, eğitim, birikim, ilkeli ve tutarlı olmak, mozayiğinden oluşan bir kulvarı vardır. Ve olmalıdır. Örneğin ATK Kurullarında ve özellikle Genel Kurulda bir psikiyatrik olgunun değerlendirilmesinde psikiyatrist olmadıkları halde oy kullanmak suretiyle (KANAAT) bildiren başka uzmanlık dallarından üyelerin yaptıkları dürüstlük müdür? Yargıyı yanıltmak mıdır? Dürüstlük: Ben bu oylamaya katılmamalıyım zira yasaların tanımladığı bilirkişi niteliği taşımıyorum bu konulardan anlamam (bilmez kişiyim) diyebilmek değil midir?
Aynı durum genel hastanelerin sağlık kurulları için de geçerlidir. Bu tutumu ortaya koyamayanlar aslında bir suç işlendiğinin ayırdında bile değildirler.
Yakın çevremize gelelim meslek grubu olarak; ben genel psikiyatristim ama uzmanlık eğitimim boyunca bana adli psikiyatri nosyonu kazandıracak bir adli psikiyatri rotasyonum olmadı. Ben çocuk ve ergen psikiyatrisi uzmanıyım ama adli psikiyatri eğitimi görmedim.Benim alanım bağımlılıktır ya da ben sadece psikanaliz ve şu tür terapilerle ilgilenirim diyebiliyor muyuz? Zorunlu olarak katıldıkları Adli Sağlık Kurullarında yukarıda sözünü ettiğim kulvarın dışında olanların konuyu saptırdıklarını, etik kuralların dışına çıkarak yasaları tartıştıklarını izlemişimdir. Oysa tıp ve psikiyatri uluslararası etik bildirgeleri ülkelerin yasalarına uymayı ve saygıyı öngörür. Hukukçu rollerine girdikleri beyaz gömleği çıkarıp yargıç cübbesine girerek rol çaldıklarına tanık olur, sabır sevgi ve anlayışla gereksiz ayrıntılara girerek onları kulvara çekmeye çalışmışımdır. Sonunda çoğunlukla deontoloji baskın çıkardı. Emeklilik kararımı açıkladıktan sonra unvanlı 1-2 kişiden (KANAATİME GÖRE) diye başlayan muhalefetler ortaya çıkmaya başladı. Bunlardan biri bir oturumda “Ağabey senin her sözüne evet demek zorunda mıyız” diye sesini yükselterek sindiremediğini kustu. Ona yanıtım “evet dersen iyi olur böylece önce psikiyatrinin sonra hastanenin sonra da kendi namusun için evet demelisin” oldu.
Yargı hatta doğrudan yasayla ilgili çok özel durumlar söz konusu ise bilirkişi sözlü ya da yazılı bildirimine bu nesnel ve bilimsel verilerini yargıcın anlayacağı dilde açıklar. Konuyu Yüksek Yargıya taşımak hekimin değil hakimin işidir. Şu örneği hiç unutmam: 15 yaşını Almanya’da doldurmuş bir lise öğrencisi ders arasında karatahtaya orak-çekiç çizdiği için okul yönetimi (ÖĞRETMENLERİ) hakkında suç duyurusunda bulunmuş, çocuk komünizm propagandası yapmakla suçlanarak ceza davası açılmıştı. Gamalı Haç çizmiş olsa başına bunlar gelmezdi. Savcı öğretmenlerle aynı kafada ama bir yanlış olduğunun yargıç farkında. Komünizmle Mücadele Derneği, Türk-İslam Sentezcisi Aydınlar Ocağı üyesi ve Gözlem Dairesi Başkanı A. SONGAR’da yanlışın farkında. TCK’nu yok sayarak gözlemdeki ekibine Farik ve Mümeyyiz değildir içerikli rapor düzenletmişti. Yargıcın da istediği buydu. O da yasa maddesini yok sayarak kararını verdi. Herşey hukuka uygun yürüse yargıcın bu kararı verdikten sonra olayı Yüksek Yargıya götürerek yasada değişiklik sürecini başlatırken bir içtihad kararı sağlaması gerekirdi. Bu durumdaki çocuklar için fark ve temyiz yaş sınırının bir basamak yükseltilmesi (15-18) gerekirdi.
Benzeri değişiklik 18 yaş altındaki sağlıklı gençler arasında yaşanan cinsel yaşantılar için de yapılabilir. Onların yaşadıklarını görmezden gelmek yasal soruna çözüm sayılamaz. Hekimin hakimi yanıltması çok kez aşırı iyi niyetten empatinin sempatiye dönüşmesinden kaynaklanabilir. Bu örneğimi özellikle fiziksel şiddet içermeyen (dayak, yaralama) tehdit, hakaret, küfür gibi sözel şiddet ve tacizden sonra gelişen ya da geliştiği sanılan TSS bozukluklarını TCK’nun kastettiği anlamda kalıcı hastalıklar ve sakatlıklarla aynı sepete koyma eğilimi (KANAATİ) içindeki meslektaşlarımın dikkatine sunuyorum;
 Evli bir erkekle yaşayan kadın kardeşini de alarak erkeğin ailesinin yaşadığı evin önünde karısını yakalıyorlar, kocandan niçin boşanmıyorsun senin yüzünden evlenemiyorum. Hayatımı mahvettin vs. (Rezalet) Evin hanımıda defol buradan, utanmaz o… diye karşılık veriyor. Komşular kadınla kardeşini uzaklaştırma çabasına düşmüşler. Bu sırada asıl saldırgan fenalaştığından yakındaki hastanemize getiriliyor. Öntanı: Konversiyon, sontanı: TSS bozukluğu Nevroz ve terapi servisinde 3 ay kalmış bunu yargıda hem ceza hemde tazminat davası için kullanmak ve değerlendirmek istiyor. Rahmetli dostum ve ağabeyim olguyu sağlık kuruluna sunuyor. Yargıç hastalığını hastanedeki tedavisinin ne kadar süreceğini şifa bulup bulmayacağı gibi sorular yöneltmiş, dostumuz bu soruları tek tek yanıtlayan bir rapor düzenletmiş. Bir yandan ağabey sen ne yaptığının farkında mısın? Yargıç hastanede kalış süresini iş güç kaybından sayacak bu karşı tarafın tutuklanmasına yol açar derken dosyayı karıştırdım.Genç ve başarılı bir asistanın notunu gördüm “yatışından bir hafta sonra hastaneden çıkarak evine gidebileceği, terapi için dışarıdan da gelebileceği bildirildi. Israrla hastanede kalarak terapiye devam etmek istedi.” yazmış. İş güç kaybının en çok 1 hafta olabileceği bildirildi. Yargıca ayrıntılı açıklamalar yapmak zorunda kaldık.
 İncelemeye gönderilen kim ve hangi konumda olursa olsun kesinlikle yalnız görüşülmesi gerekir. Gerekiyorsa aralıklı birkaç kez. Yine gerekiyorsa yatırılarak. Hukuk davalarında yargıya nedeni açıklanmalı ve izin alınmalıdır. Karşımıza barbi bebek gibi getirilen küçüğün gerçek performansı hakkında kuşkularımızın aydınlanmasını sağlar. Hukuk davası için başvuranların kapalı servislere alınması yanlıştır. Ziyaretçi kabulü, refakatçi isteği kurallar dahilinde karşılanmalıdır. İnsan onuruna saygı adına tuvalet seçimi, yemek seçimi saygıyla karşılanmalı kullandığı oda ve eşyaların kendi yaşam koşullarından daha temiz olmasını sağlamak durumundayız.(Adli Psikiyatri Hastaneleri tasarımı hazırlayanların dikkatine!)
 Psikiyatrik değerlendirme için gönderilenlere gebelik test ve incelemeleri rutinmiş gibi ya da emrivaki yapılamaz. Aydınlatılmış onay ve belgesi almak gerekir. Ben şu süreden beri hamileyim diyebiliyorsa iş bitmiştir. Raporunuzu yazabilirsiniz. Nasıl? Kimden? Niçin? Bizleri ilgilendirmez. Zihinsel gelişim geriliği nedeniyle gebeliğinin farkında olmayanlar için de inceleme bitmiştir. Raporunuzu yazabilirsiniz. Vicdani kanaatimizi işe karıştırarak yeterlidir demeye hakkımız yoktur. Bu hem sağlık kurulu üyelerini hem de yargıyı yanıltmak olur. Zihinsel gelişim düzeyi düşük, yetersiz, yaşı küçük nedense antipsikotik kullanan, sürekli psikiyatrik destek önerilen kişinin zihinsel başarı düzeyini bir basamak yüksek göstermek suretiyle evlenmesini sağlamak çözüm değil yanıltmadır. Kimseye de vicdani huzur vereceğini sanmıyorum. Çünkü yetersiz bir küçüğün uğradığı cinsel tecavüz suçunun evlilik ile örtülmesine katkıda bulunmuş oluruz. Hekim seçeneğini tıp sınırları içinde araştırmalıdır. Örneğin; yetersizlikleri ve özellikleri belirtilen bu anne adayının gebelik hijyenine dikkat edemeyeceği doğacak çocuğun sağlığının korunması ve bakımını sağlayamayacağı dolayısıyla gebeliğin devamı halinde anne ve çocuk için tehlikeler bulunduğu, yasal temsilcisi ve Başbakanımız J onay verirse gebeliğin tıbbi yöntemlerle sonlandırılması yönünde rapor düzenleyip kadın doğum uzmanından yardım istemek daha uygun olabilir.
 Bilgili ve deneyimli meslektaşlarımızın bu ülkede hakim hekimi sorgulamaz içerikli mesajlar vermesi genç meslektaşlarım adına beni korkutmuştur. Hekimlerin yargıçların ne yapacağı ile ilgili yorumlara girişmesi ve bunu empoze etmeleri doğru mudur? Bu ülkede yargıçlar yeterince özenli çalışmıyorlar ya da çalışamıyorlarsa, yargı iyi işlemiyorsa bunu bir fırsat olarak kullanmamız mı gerekir !
 Basın – yayın davalarının unutulmaz bilirkişisi (Ord.Prof.Dr. S. Dönmezer) çoğunlukla bu kitapta komünizm propagandası vardır raporlarıyla tanınmıştı. Yahu ben Ceza Hukuku ve Kriminoloji Enstitüsü Başkanıyım böyle suç olur mu demezdi. İ.T.O.’da panelde aynı masadayız doğal olarak o oturum başkanı arada bir doğruyu söylediğine tanık oldum.”Türkiye gibi yasa işletecek kurumları olmayan bir ülkede en mükemmel yasaları çıkarmak patika yolda porsche kullanmaya benzer, hızınız saatte 50km’yi geçmez” demişti. (Alıntı değilse)
 Son sözüm bir düzeltme olsun;
 Bilirkişiden istenen düşüncelerini, inançlarını, kanaatlerini açıklamak değildir ki düzenlediği rapor içeriği düşünce suçları kapsamına girsin. Diyelim ki bu örneği olmayan yoruma katıldık suçumuzu hafifletecek mi? Düşüncelerini koruyabilmek için bilgisayarının belleğini kullanmak günümüz Türkiye’sinde en ağır suçlar arasında yer almaktadır.
 Sevgili genç meslektaşlarıma önerim sempatikte bulsalar retorik (mugalata) büyüsüne kapılmasınlar onları gerçek bilgiye yaklaştıracak olan içeriktir. S. Hawking’te retorik mi var?

 

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir