Psikanaliz Yanılgısı I ve II

Prof. Dr.Kerem Doksat’ın Psikanaliz ile ilgili yazdığı iki önemli yazıyı paylaşacağız.  Yazıları  paylaşılan görsel öğeleriyle birlikte okuyabilmek için lütfen aşağıdaki özgün bağlantılara başvurunuz :

http://www.keremdoksat.com/index.php/entry/psikanaliz-yanilgisi

http://www.keremdoksat.com/index.php/entry/psikanaliz-yanilgisi-2

 

Her iki yazıyı arka arkaya ilginize sunuyoruz – TürkPsikiyatri |

 

 

I. BÖLÜM

Sevgili Mekâncılar,

Hiçbir şekilde hastaları tedavi etmediği gibi, onların iyice canına okuyan ve eleştiriye tamamen kapalı bir Yeniçağ Dini olarak yayılan Psikanaliz’le ilgili üstü kapatılan gerçekleri sizlere duyurmaya başlıyorum.

Bu konudaki hassasiyetimin temelinde, bu sözüm ona tedavi yönteminin tam bir rant kapısı olarak pazarlanırken pek çok gerçek hastaya büyük zararlar vermesi yatıyor; bu birincisi…

İkincisi, ABD’de ve hemen her yerde sürekli olarak prestij kaybederken, Türkiye’de bir Psikanaliz Patlaması yaşanmasının temelinde büyüsel düşüncenin psikiyatri şemsiyesi altında da ülkemiz insanlarına empoze edilmesi yatmaktadır.

 

 

Diğer iki silâhı ise http://www.keremdoksat.com/index.php/entry/din-muessesesinin-suiistimalimakalemde özetledim. Benim din düşmanı olduğumu zanneden bâzı okuyuculara da şu mesajı vermek isterim: Din, rasyonalitenin önün geçmedikçe, varlığının ortadan kaldırılması mümkün olmayan, hâttâ çoğu insan için sığınılacak güvenilir bir liman sunan toplumsal bir oluşumdur.

Ama akluhikmet, kuvvet ve güzellik sütunlarının yanına mutlaka müsbet ilim (pozitif bilim) eklenmeli ve her şey aklın rehberliğinde değerlendirilmelidir.

Yanlışlanabilir olmayan hiçbir şey “bilim” değildir, cilâsı ne kadar parlak olursa olsun!

***

Hangi çocuk ebeveyniyle çatışmalar yaşamaz?

 

Hangi kız babasına, oğul da anasına âşık olmaz?

Hele baba kız aşkı dünyanın en eşsiz sevgisi değil midir?

Hangi bebeğe iyi bakılıp şefkatle büyütülmezse ileride sorun çıkmaz?

Hangi çocuk kardeşini kıskanmaz?

Hangi bebek dayak yiyerek yetiştirilirse ve ilgilenilmezse, ileride sorunlu bir kişi olmaz?

Hayatın ilk altı senesinde bebeğin yaşadığı muhteşem gelişme, öğrenme ve büyümenin ihmâl edilmesi söz konusu olursa, onarılması mümkün olmayan hasarlar ve eksiklikler bırakacağını insanlık tarihi boyunca hemen herkes fark etmemiş midir?

Fiziksel, cinsel ve duygusal tâciz, tecavüz, istismarın yâhut ihmâlin bir çocukta hayat boyu silinmeyecek kadar derin ve acı izler bıraktığını pek çok kişi fark etmemiş midir?

Tabii ki evet…

Bunlar aklıselîmin de işaret edeceği gibi, doğrulukları su götürmeyecek şeylerdir.

Bütün dünyâdaki bebekler doğduklarında mânen ve maddeten muhtaç ve biçâre durumda olup, süratle büyüyüp gelişmezler mi? Bu açıdan hayatın bilhassa ilk 6 senesi, hâttâ 9 senesi çok önemli değil midir ve bunu inkâr eden olmuş mudur?

Peki, illâki bir erkek çocuk, annesine âşık oldu diye, 4 ilâ 6 yaş arasında babasının pipisini keserek kendisini cezalandıracağından korkar mı? Veya acaba kaç kız çocuğu, gene aynı yaşlarda, babasına âşık olduğu için pipisinin zâten kesilmiş olduğunu ve bızırının güdük bir pipi olduğunu düşünerek az gelişmiş ve yetersiz bir kişilik organizasyonu geliştirir?

Hele hele, bu gibi “şeylerin” bütün insanlar için geçerli olduğunu iddia etmek akla uygun bir iş midir?

Minnacık bebeğin anasının memesini iyi ve kötü olarak algılayıp, sonra şizoid, paranoid ve depresif dönemler yaşadığını iddia eden bir insanın bu fikirlerinin hangi akla göre doğruluğu savunulabilir? Onun teorisini de aynı zihniyetle eleştirenlerin ve daha da ileri gidenlerin fikirleri ne kadar akılcıdır?

Beş (5) yaşında altına işediği için haftada üç (3) ilâ beş (5) kere Psikanaliz seanslarına başlanan bir çocuğun on (10) sene sonra hâlâ altını ıslattığını görüp de, bunu yapan Psikanalist’e “peki, neden iyileşmedi” diye sorduğunuzda “biz semptomlarla uğraşmıyoruz” cevabını alınca acaba kafanıza neler üşüşür?

Bu arada, bilmeyenler için, 5 yaşındaki bir çocuğa altını ıslattığı için psikiyatrik tedavi uygulanmaz çünkü fizyolojik sınırlarda gecikme olarak kabûl edilir.

Aynı şekilde, tekrarlayan intihar girişimleri olan bir vak’aya 8 sene Psikanaliz yapılmasına rağmen 4 (dört) kere daha aynı denemeyi yapmasının sebebini sorduğunuzda aynı cevabı alırsanız ve bu hastanın âdeta taparcasına Psikanalisti’ne devam ettiğini fark ederseniz acaba ne yaparsınız?

Malûm, kelime psiko ve terapi kelimelerinin izdivacından oluşur; psiko Yunanca psukhē “ruh, zihin, kelebek”ile terapi Yunanca therapeia “iyileştirme, şifa verme”.

Büyük Patlama (Big Bang), karamadde, karadelikler gibi en son buluşlar zâten hepimizin gündeminde de… Bunların hepsinin, insanın hayat enerjisinin ve Tanrı’nın aslında mavi renkli Orgone isimli bir gaz olduğunu, bunun da orgazm yoluyla ortaya çıkıp terapide kullanılması gerektiğini söyleyen birisi için acaba ne düşünürdünüz?

Bir ruh hekimi kendi içerisindeki kadınla, erkekle, gölgeyle konuşup tanıştığını, psikoterapinizde de horoskopunuza bakıp rûyalarınızdaki kadim sembolleri değerlendireceğini söylese kendinizi nasıl hissederdiniz?

Hele, meselâ üstelik de bir psikiyatrın, şiddetli tekrarlayıcı ve Melânkolili Majör Depresyon Epizodlarından mustarip olan karısına “teoriye uymuyor” diye ilâç bile verdirmediğini, kadıncağızın sonunda şehirdeki havagazı şebekesinin hortumunu burnuna takarak intihar ettiğini okursanız ne tepki verirsiniz?

İşte, bu konuya tamamen yabancı kişileri güldürecek kadar garip fikirlerle dolmuş vaziyette etrafımız!

İşin Aslını Özetleyeyim

1800’lerin sonuyla 1900’lerin başında, Batı Âlemi’nde bütün bilim, san’at ve felsefe alanlarında âdeta bir inovasyon (yeni veya önemli ölçüde değiştirilmiş ürünün [mal veya hizmetin] veya sürecin, yeni bir pazarlama yönteminin veya iş uygulamalarında, işyeri organizasyonunda veya dış ilişkilerde yeni bir organizasyonel yöntemin uygulanması) ve paradigma patlaması oldu.

Tabii ki bunun öncesindeki Rönesans ve Reformasyon süreçlerinin de bu patlamada büyük hazırlayıcı tesiri oldu.

Homo sapiens sapiens, yâni biz insanlar, binlerce senelik dinî baskının zulmünden kurtulup, teoriler yaratma müsabakasına girdik.

Herkes, her şeyin hikâyesini yeniden yazma derdine düştü ve dünyâyı sarsacak bollukta yeni senaryolar kaleme alındı.

Dinî baskıdan yâni dogmadan kurtulan ve bilimsel düşüncenin ana ilkelerini de henüz tam anlamıyla oturtamayan bu azgın boğalar, her yöne hücum ettiler.

Dogmatizmin hapishânesi sözüm ona kapatılmıştı ama Pandora’nın Kutusu da açılmıştı.

Nitekim sekterlikten ve yobazlıktan kurtulmak adına, önemli bir kısmı birer Yeniçağ Dini hâlinde kat’î ve inkâr edilmesi “günah” olan yeni dogmaları sokaktaki insana dayattılar! Eh, özünde bi’at etme ve körü körüne inanma eğilimi çok güçlü olan insanlar da, bunlara iman boyutunda sarıldılar.

Kendilerinden olmayanı “ötekileştirmek” bu sefer din adına değil, sözüm ona bilim adına yapılır oldu.

Eskiden İblisler, Şeytan, cin veya Poltergeist şehveti ve saldırganlığı doğururdu; şimdi bölgesel anatomik yeri “Limbik Sistem ve amigdala” oldu ve İd dendi.

 

İrade ve nefse hâkimiyet kişiyi bunlardan korurdu; şimdi bölgesel anatomik yeri Prefrontal korteksoldu ve Süperego dendi.

 

Güçlü bir şahsiyet ve karakter dengeleri sağlardı; şimdi bölgesel anatomik yeri bütün beyin (ensefalon) olduve Ego dendi.

 

Tabiat bilimlerinde bu gibi “ben dedim oldular” pek zordu ama beşerî ilimlerde (psikoloji, sosyoloji, antropoloji vs.) çok kolaydı! Tek yapmanız gereken tabuları sarsmak ve yepyeni bir “her şeyi izah eden” ideoloji yumağı yâni dogma (nass) “yaratmaktı”.

Hâlbuki meselâ “iyi bir klinik uygulama nasıl olur” diye konuya girersek, daha hasta adayı kapıdan girerken olanlara biraz örnek vereyim…

Her psikiyatrik muayene önce dikkatli bir gözlemle başlar (yazacaklarım sâdece öylesine bir başlangıçtır):

1) Hasta adayı kapıdan nasıl girdi (ürkek, paldır küldür, tereddütlü)? Bakışları ve yüzünün ifâdesi nasıldı (sâkin, gergin, öfkeli, umursamaz, telâşlı, şüpheci)? Elinizi sıktı mı, sıkmak istemedi mi, istedi mi, tereddütte mi kaldı, sıktıysa avuçları terli ve titrek miydi, elinizin ucundan öylesine bir tutup hemen kaçırdı mı (meselâ Şizofreni’nin ilk kokusunu buradan alabilirsiniz)? Koltuğuna veya iskemlesine nasıl oturdu? İzninizi bekleyerek mi, kendini atarcasına mı? Oturunca arkaya yaslanıp bacaklarını uzattı mı (aşırı yahut abartılmış özgüven) yoksa iskemlenin ucuna âdeta her ân kaçacakmış gibi ilişti mi (düşük özgüven veya şüphecilik) vs. Kıyafeti, kendine bakım ve ilgisi nasıldı? Kış günü rengârenk ve süslü püslü giysileriyle, şen şakrak ve yüksek sesle konuşarak odaya dalıp elinizi kırarcasına sıkan birisinde ilk akla gelecek şey Mani’dir, tiroid işlevlerine de bakmakta fayda vardır. Ses tonu ve konuşma hızı nasıldı? Kekelemesi veya başka bir konuşma güçlüğü var mıydı? Lisanı doğru kullanıyor muydu? Sâkince oturuyor muydu yoksa durmadan bacaklarını sallayıp, arada da kalkıp dolaşıyor muydu? Ve daha neler neler…

2) Sonra önce hastanın esas şikâyeti kaydedilir ve hastalığının hikâyesini alınır, buna anamnesis denir; yâni üstü kapatılmış sırrın ortaya çıkarılması, bir nev’î Platoniyen keşif. Hayat boyu yaşadığı önemli şeyler kaydedilir.

3) Sonra iyi bir hekim hasta münasebetinin tesisi ve terapötik ittifak (alliance) oluşturulması gerekir.

4) Hastalığın sevk ve idâresi (management) plânlanırken, mutlaka hatırladığı veya hatırlamadığı, hatırlayamadığı hayat hikâyesi de dikkate alınır; sorar ve sorgularken gerekirse yakınlarından da malûmat toplanır. Travmaları, bilhassa çocukluk çağı olmak üzere hayat boyu onu etkileyen her şey kaydedilir. Bunlar iyi psikiyatrik uygulamanın olmazsa olmaz (sine qua non) şartlarıdır. Her hasta eşsizdir, yegânedir ve herkesin ayrı bir hikâyesi vardır. Birisi için geçerli olan değerlendirme tarzı ve tedavi diğeri için hiçbir anlam taşımayabilir. İcap eden her türlü tetkik (laboratuvar, psikolojik değerlendirmeler vs.).

5) Bu şekilde elde edilen materyalin organize edilip, tedavi edici güvenilir, geçerli ve etkili bir salâh veya şifa verme yöntemi plânı yapılmaya çalışılır. Buna tedavi formülasyonu denir; bir hasta veya kişi için doğru olan, başkası veya başkaları için hiç de geçerli olmayabilir.

Yâni herkes için geçerli olan, her şeyi izah eden omnipotan (tümgüçlü, kâdir-i mutlak) Hakikat yoktu ama bâzılarına göre yakalanmıştı; başka bir ifâdeyle, Theoria (θεωρία), Hakikat’in ta kendisi olup çıkmıştı… Hâlbuki kelimenin gizli bir mânâsı daha vardı: Theós’un (Tanrı buyruğunun yâni dogmanın: nass’ın) dediğinden uzaklaşıp arayışa girmek

İşte, burada, Yeniçağ’ın insanı, onun davranışlarını ve normâlden sapmalarını izah etmek iddiasındaki psikolojik ve dolayısıyla da psikiyatrik teoriler, bilhassa da bunların “yaratıcılarının” özellikleri mercek altına alındı. Çünkü klâsik dinlerden daha fazla vaat dolu ve hepsi de son derecede iddialıydılar.

Tanrı ölmüştü, çünkü Psikanaliz vardı!

Peşin hükümle değil, eleştirel mantık ve akılcılık içerisinde konuya yaklaşıldı ve teorisyenlerin samimiyet dereceleri, tarafsızlıkları ve bilimsellik yeterlilikleri mercek altına aldım.

Çok ilginç ve bâzen de inanılmayacak kadar basit hatalar, uydurmalar, saptırmalar tesbit ettim.

Sigmund Freud’la başlayan bu serüvenin, günümüzdeki ümitsiz ve mutsuz insanını büyük bir rant ve inanç karmaşasına nasıl ittiği dikkatimi çekti.

Mânevî değerlerini kaybeden Batılı insana “tedavi” diye yeni yeni dinler nasıl dayatılmış, bunu gördüm.

Sanıyorum ki okuduklarınız çoğunuzu şaşırtacak, hâttâ sarsacaktır.

Ama işte bilim budur: Kuşkuculuk (scepticism), çok yönlü düşünme ve diyalektik tartışma ile Hakikat’e biraz daha yaklaşmak

Bu asla gerçekleşemeyecek olsa da, yâni Hakikat asla yakalanamayacak olsa da, ebediyete kadar sabırla, sebatla hâttâ inatla aramak ve araştırmak…

Sekter Psikanalist’lerin ve Diyalektik Materyalist’lerin çoğu bunları daha okumadan reddedecek, bir de yazının ve benim aleyhimde bulunacaktır. Bunu çok iyi biliyorum çünkü defalarca rica ettiğim “konuyu bilimsel platformlarda efendice tartışma” tekliflerime gelen cevap hep “Psikanaliz’in savunulmaya ihtiyacı yoktur” şeklinde oldu. Hâttâ telefonuma çıkmayan Psikanaliz pîri(!) 30 senelik arkadaşlarım zuhur etti…

Bu sözlerin bizatihi dogmatizm olduğunu, söyleyenler göremiyordu.

Birtakım gruplar zâten “evrim devam ediyor” düsturuyla Diyalektik Materyalizm’le Psikanaliz’i birleştirmek için uğraşıyorlar.

Böyle başka bir toplantıya da Bilim ve Ütopya Grubu’nun dâveti üzerine konuşmacı olarak katılmış, evrimsel psikiyatriyi anlatmıştım. Arada Marx’ı ve Freud’u eleştirdiğim için neredeyse kelimenin tam anlamıyla linç ediliyorduk karımla beraber; üstelik başka bir büyük kabahatim de, “hep bir Tanrı’ya inandım” demem olmuştu. Beyoğlu’ndaki Attilâ İlhan Salonu’ndaki arka kapıdan zor kaçtık!

İzmir’de de “Evrim Devam Ediyor” diye faâliyete geçmiş bir gençler grubunun dâvetine memnuniyetle iştirak ettim ama daha ilk gün işin altında başka şeyler olduğunu gördüm. Bunlar bal gibi keskin inançlı Komünistlerdi ve Atatürk’ü de kendilerine mâl etmeye çalışıyorlardı (tıpkıBilim ve Ütopya Grubu gibi). Şimdilerde Libido ve Düşünbil diye birer dergi de çıkararak Psikanaliz’le Diyalektik Materyalizm’i pazarlıyorlar.

 

 


Bu merkezî bir talimat mıdır ki, bütün kitabevlerinde fırından yeni çıkmış Analiz ve Dinamik Psikoterapi kitapları dopdolu vaziyette?

Birkaç aydır aldığım onlarca kitabın hemen hepsi en son baskılarını yapmış durumda.

Halk dinle afyonlanırken, entellijensiya da bunlarla uyutuluyor; çünkü ikisi de temelde büyüsel düşünceyi kullanıyor!

Hâlen Türkiye’deki Psikanaliz Sekti’nin en faâl önderlerinden birisinin doçentlik imtihanına girmiştim.Sorduğumuz ihtisas bitirme sınavı seviyesindeki en basit şeyleri (meselâ “psikotik belirtileri olan Majör Depresyon’u nasıl tedavi edersiniz”) dahi cevaplayamamıştı. Gene de iyi niyetle neşriyattan (yayınlarından, onlar da kendi yazdığı monografilerden, birkaç makaleden ibâretti ve ben buna rağmen epey destek çıkmıştım ve diğer üyeleri de ikna etmiştim) geçirdik; giderken homur homur homurdanıyordu, kendisine haksızlık yapıldığını söylüyordu. Son girişinde ite kaka doçent yapmışlar! Beni gördüğünde ise selâm vermiyor; herhâlde “suçlu” olarak beni ilân etmiş

Ülkemizde her mânâda yaşanan kargaşa ve keşmekeş maâlesef bilime de bulaşmış vaziyette; her tarafta kayıkçı kavgaları yapılıyor.

Şimdi sıkı durun:

PSİKANALİZ ÖĞRENMEK İÇİN GEREKEN MÂLİYET ve SÜRE

Psikanalitik tedavinin ABD’de bir Psikanaliz enstitüsünde bir Psikanalist adayı ile seansı 10 Dolar’dan kıdemli bir eğitim analisti ile seansı 250 Dolar’a kadar değişebilen bir mâliyeti vardır.

Tedavinin süresi değişkendir. Kimi psikodinamik yaklaşımlar, örneğin Kısa İlişkisel Terapi ve Kısa Süreli Psikodinamik Terapi tedaviyi 20-30 seans ile bitirir. Geleneksel Psikanaliz tedavisi daha uzun bir zaman alır, yaklaşık 3-5 yıl. Tedavi süresinin uzunluğu hastanın ihtiyaçlarına göre değişkenlik gösterir… İlâç endüstrisinin kârlarıyla karşılaştırıldığında, hiç de aşağıda kalmayacak bir rant pazarıdır bu!

Eğitim

Psikanaliz’in tarihi boyunca az sayıda istisnalar dışında, birçok Psikanaliz topluluğu üniversite zemininin dışında var olmuştur.

Psikanalitik eğitim çoğunlukla bir Psikanaliz enstitüsünde gerçekleşir ve bu eğitim 4-10 yıl sürebilir. Bir psikanalistin eğitimi dersleri, hasta tedavilerinde aldığı süpervizyonu ve 4 yıl veya daha fazla sürebilen kişisel analizini kapsar.

Profesyonel Psikanaliz dünyâsında devam eden bir tartışma Psikanalitik eğitime girecek olan adayların niteliklerinin neler olması gerektiğini yönündeki kaygılardır. Freud, sosyal bilimlerden gelen ve tıp eğitiminden gelmeyen adayların da hekimler kadar eğitime hazır olduklarına inanmıştır.

Amerikan Psikanaliz Derneği, yakın bir zamana kadar Psikanaliz eğitimini tıp doktorlarıyla sınırlamıştı. Geniş tartışmalar ve yasal mücadelelerden sonra Psikanalitik eğitim diğer ruh sağlığı uzmanları, meselâ psikologlar ve klinik sosyal çalışmacılar için açık hâle geldi. Hâlen ABD’de, edebî çalışmalar veya felsefe gibi disiplinlerden gelen adaylar için eğitim veren kısıtlı sayıda enstitü vardır. Öbür taraftan, Avrupa’daki ve Lâtin Amerika’daki birçok enstitü formel (şeklî, biçimsel) klinik eğitim almayan adayları programlarına kabûl etmektedir.

Yâni kim olursa olsun, hiçbir tahsili olmasa dahi, Psikanalist olabilmektedir!

Evet, gördüğünüz gibi, Pandora’nın Kutusu açılmıştı ama geride hep “umut” kaldı

Dilerim bu makale her kesimden okuyucuda ve entellektüel dünyamızda iz bırakan pencereler açar.

Ve dilerim ki yeni dogmatizmlerden korunmamızda bir nebze tesiri olur.

Sâdece Sigmund Freud’unMelanie Klein’ın ve Wilhelm Reich’in hayatlarını ve teorilerini uzun uzun ele alacağım (bu makalede değil) çünkü konunun en dikkat çekici ve ilginç isimleri onlarJung’dan daha kısa bahsedeceğim.

Lacan’dan sâdece şimdi bahsedeceğim, gerisini merak edenler Tura’nın (1989, 2010) kitaplarından okuyabilirler:

AYNA MERHALESİ (EVRESİ):

İlk olarak 1936’daki 14. Uluslararası Psikanaliz Kongresi’nde Fransız Psikanalist Jacques-Marie Emile Lacan tarafından ortaya atılan bir Psikanaliz teorisidir. Bahsedilen teori hayatın ilk 6-18 aylık dönemindeki psikolojik gelişim süreçlerini ele almaktadır. Bu dönemin öncesinde, çocuk çevresindeki nesne ve bireylerden ayrı bir varlık olduğunu idrak etme düzeyine henüz erişememiş bir ihtiyaçlar ve istekler bütünüdür ve şempanzelerle insanlar arasında fark yoktur. Bu süreçte bebek, varlığının birbirinden ayrık algı ve duyguların yardımıyla farkındadır; ancak bunların hiçbiri henüz bir “Ben” bütününe oturmamıştır. Bebek kendisini bir bütüne hâline getirilmemiş, henüz tamamlanmamış bir bulmaca gibi algılamaktadır. Ayna karşısında tutulduğunda ilk olarak kendisini çevresinden ve en yakın hissettiği varlık olan annesinden (veya yerini tutan birincil kişiden) ayrı bir bütün olarak görür. Ben kavramının ilk ortaya çıktığı bu Birincil Süreç’te bebek kendisini aynadaki görüntüsüyle özdeşleştirir ve kendisini ideâl, organik ve mükemmel olarak hisseder.

Lacan, bebeğin içerisinde bulunduğu aynayla yüzleşmeden önceki zihinsel süreci 0 olarak ifâde eder ve aynadaki görüntüyle özdeşleşen Ben kavramının ardından bu değer 1’e ulaşır.

Lacan için bebeğin kendisini aynadaki Ben’le bir tutması bir illüzyondur (yanılsama); çünkü aynadaki Ben sanal bir görüntüden fazlası değildir. “Aynaya bakan Ben” ile “aynadaki Ben” aynı değildir; biri gerçek bir varlık diğeri ise sanal bir görüntüdür. Kendiliği veya Ego’su bölünmüş, parçalara ayrılmıştır ve bebek hiçbir zaman yaşadığı psikolojik süreçleri aynada algıladığı tek bir fiziksel bütüne indirgemeyi başaramaz. İdeâl Ben idrakı aslında ulaşılamayacak bir illüzyondur. Ego’nun veya Ben idrakinin bir yanılsamaya dayandığı gerçeği Ego’yu bir kurgu ve illüzyon olma durumuna itmektedir. Bu epikritik dönemde insan yavrusu şempanzeye büyük bir fark atarak, kendini tanır ve Kendilik duygusu gelişir.

Lacan’ın bu görüşleri sonradan çok ciddi eleştirilere mâruz kalmıştır. Bütün primatlar arasında, dünyâya gelirken gelişimi en az tamamlanmış olan insandır. Şempanzelerdeki motor koordinasyon (hareketlerin düzenli ve düzgün olarak yapılabilmesi) insanlara göre oldukça erken olgunlaşır.

Yâni insan yavrusunun aynaya bakıp, makûl ve mantıklı hareketlerde bulunabilmesi için bir şempanzeden daha uzun zamana ihtiyacı vardır. Dolayısıyla da bu Ayna Merhalesi keşfi aslında Psikanalitik değil, evrimsel kodla alâkalı bir durumdur.

Nitekim aynı şey lisan gelişiminde de görülür. Lacan için önemli olduğu için kısaca değineceğim.

Sağlıklı olarak gelişen bir çocukta,  ilk anlaşılır kelimelerin ifâde edilme yaşı 8’inci ilâ 18’inci aylar arasındadır. 18’inci aydan itibâren sesli hârfler telâffuz edilmeye başlanır. 12 ilâ 24 aylık bir çocuk bir veya iki kelimelik cümleler kurabilir. 24 aylık (2 yaşındaki) bir çocuğun kelime dağarcığı yaklaşık üç yüze ulaşır. Bilişsel ve sosyal açıdan sağlıklı olduğu hâlde, 24 ayını doldurmuş bir çocuğun kelime dağarcığı elli kelimenin altındaysa, sözel ifâdeye dayalı lisan yeteneği geri olarak değerlendirilir. Bu şekilde olup, kelimeleri cümlede birleştiremeyen çocuklar ilk aşamada “geç konuşan çocuk” olarak değerlendirilir. 3 yaşına gelen bir çocuk ise artık ortalama olarak 900 kelimeyi telâffuz edebilir. Belli başlı sıfatları, zarfları ve şahıs zamirlerini kullanmaya başlar. Lisan, sosyal etkileşim amacıyla kullanılmaya başlanır. Üç ilâ beş yaşlarında geçmişte yaşanan olayların ifâde edilmesi ve bunların güncel olaylarla ilişkilendirilmesi yapılabilir.

Okul öncesi dönemde ise lisan artık, mantık yürütme, sorun çözme, düşünce ve eylemleri ifâde etmek amacıyla kullanılır hâle gelir. 4 yaşına kadar, seslerin tamamı doğru telâffuz edilebilir hâle gelmelidir. Dilbilgisi kurallarının temeli atılır. 6-7 yaşından itibaren semantik ve linguistik tam olarak oturur. 7 yaşından itibâren lisanın hâkim olduğu bütün sesleri çıkartabilme yeteneği yerleşir.

Bundan sonra eşlik eden telâffuz sorunlarında, Fonolojik Bozukluk teşhisi koyulur. 2.5 ilâ 3 yaşları arasında düşünme hızı kelime hazinesinin üzerinde olduğu için geçici bir dönem fizyolojik kekemelikortaya çıkabilir. Bu durumun birkaç ay içinde düzelmesi beklenir.

Dört yaşından sonra ısrar eden kekemelik belirtileri patolojiktir. Sağlıklı çocuk gelişimine ait özellikleri vurgulamamın sebebi, ailelerin bâzen bilişsel ve sosyal açıdan sağlıklı olan çocuklarıyla ilgili olarak ilk üç yaşta gereksiz yere paniklemeleri, bununla beraber bâzılarının da gerektiği hâlde vurdumduymaz olmalarıdır.

 

Diğerleriyle ilgili bilgilere ulaşmak için ise yerli ve yabancı pek çok eser var ama bahsettiğim Psikanalizm’in kurucusu olan kişilerin ısrarla gizlenen ve teorilerini de etkileyen bâzı özelliklerini açıkladım.

Bunları ne kimseleri yermek, ne de övmek amacıyla yazdım.

Sâdece iyice mistifiye edilmeye başlanan bir konuyu iyice incelemek, irdelemek ve anlamak, anlatmaktır amacım. Müsaadelerini alarak, Psikolog Yavuz Ertenve Psikiyatr Saffet Murat Tura’ya yönelik bâzı eleştirilere yer verdim (Yavuz’a aynı eleştiriyi daha önce neşredilen kitabımda da [2011] yapmıştım; hiç de düşmanlık etmedi ve Ulusal Aile Terapileri Kongresi’nde de birbirimizin konuşmalarını dinledik, kucaklaşıp hasret giderdik; bu kitapta da aynı bölüme yer verdim). Bunlar bir bilimsel tartışmada en normâl şeydir…

Buradaki bütün bilimsel varsayımlar, teoriler ve iddialar, tabii ki benimkiler de dâhil, yanlışlanabilir hüsn-i zanlardan (goodwill suppositions) ibârettir. Buna mukabil, kişilerin hayatları ve özellikleri hakkındaki bilgiler literatürdeki bilgilerden derlenmiştir.

Freud’la başlayıp devam eden Psikanaliz akımının ne kadar bilimsellikten uzak olduğu ama ne kadar da câzip bir Yeni Çağ dini olarak kitleleri arkasından sürüklediği bir vâkıadır. Psikanalitik yöntemlerle iyileşen, salâh veya şifa bulan hemen hiçbir gerçek hasta yoktur! Bilimselliğin hiçbir tanımına uymayan ama büyüsel düşünce ve sübjektiviteyi sonuna kadar beslediği için, her geçen gün yeni guruları da ortaya çıkan bir inanç sistemidir. Tıpkı diğer dinler gibi, farklı mezheplerin mensupları da zamanla diğerlerini dışlar ve düşman ilân eder hâle gelmiştir ve gelecektir…

Ayrıca, ciddi bir ekonomik pazar da oluşturmaktadır yukarıda anlattığım gibi. Herkes birilerini analiz etmekte, bununla ilgili kurslara ve sertifikasyon programlarına gidenler gittikçe artmaktadır.

Peki, yasaklasak mı şu Psikanaliz’i?

Bu ancak bir şaka olabilir. Çünkü her dinin kendi mürşitleri, müritleri ve tâlipleri vardır.

Belki de en önemli nokta, bu işi yapanların denetim altına alınmaları zaruretidir. Çünkü gerçekten hasta olup da psikiyatrik yardıma muhtaç olan nice acı içerisindeki insanın tedavisiz kalması, zaman ve para kaybı, en önemlisi de ümitlerinin tükenmesi, hâttâ intihar etmeleri mutlaka önlenmelidir.

Bu da, bir psikiyatr tarafından muayene edilmeyen hiçbir hastaya Psikanaliz yapılmaması sınırlamasıyla kontrol altına alınabilir de…

Peki, zâten psikiyatr olup da gerçek hastalara bu yöntemi tatbik edenlere ne olacaktır?

İşte, etik ve öz-denetim burada işin içine giriyor…

Herkesin başına bir vicdan polisi dikemezsiniz ki!

***

SIGISMUND FREUD’UN ÜNLÜ VAK’ALARININ İÇYÜZÜ

KÜÇÜK HANS

Freud’un konsültanlığında babası tarafından analiz edilmiş (1909) beş yaşında bir çocuktur.Hans’ın atlar tarafından ısırılma veya yolda giderken yere düşeceğine dâir korkuları mevcuttur. Bu durum, babası tarafından, annesine yönelik cinsel arzuları sebebiyle babası tarafından kastre edilme korkusu olarak yorumlanmıştır.

Freud bu vak’ayı kendi Oedipus Kompleksi teorisine bir delil olarak sıklıkla ileri sürmüş, ancak Hans’ın kendisi dahi sonradan bu yoruma katılmamıştır.

 


Hans’ın anksiyetesine katkıda bulunan pek çok başka sebebin mevcut olduğu son derece nettir: Semptomları ortaya çıkmadan önce tonsillektomi operasyonu (bademcik ameliyatı) geçirmiştir ve o dönemde cerrahlar böylesine bir operasyon geçirecek olan bir çocuğun duygusal ihtiyaçlarına karşı hassasiyet göstermemektedir.

Gerçekte de Hans, pipisini ellediği takdirde onu kesmekle kendisini tehdit etmekte olan annesinden daha fazla korkmaktadır. Annesi onu aynı zamanda dayakla ve terk etme senaryolarıyla tehdit etmektedir.

Gerçekten de, bu analizden kısa süre sonra anne ve babası boşanır ve annesini sâhiden de kaybeder.Freud ise bu durumu kendi vak’a sunumunda ifâde etmemiştirBu vak’a, Oedipus Kompleksi’ni desteklemekten ziyâde, Hans’ın korkuları daha çok tonsillektomi şeklinde bir fiziksel zarar ve dövülme, terk edilme ve kastrasyon tehditleri ile ilgilidir.

Zâten bütün çocuk psikiyatrlarının bildiği gibi, bu yaşlarda sebepli sebepsiz korkuların, fobilerin görülmesi mutattır.

DORA

Genç bir hanımdır. Freud onun semptomlarını, kendi babası ve karısı babasıyla ilişki içinde olan yaşlı bir adama yönelik bilinçdışı Oedipal-cinsel arzularının bir örneği olarak yorumlamıştır (1905). Freud’un izahına göre bütün bu kişiler, kendi ihtiyaçlarını tatmin etmek üzere Dora’yı tuzağa düşürmüştür. Yaşlı adam 13 yaşında iken onu iki kere sedükte etmiştir. Bu esnâda annesi kendi temizlik kompulsiyonlarıyla meşgul olduğu için Dora’yı koruyamamıştır. Gerçekte Dora’nın istediği şey kendi Oedipal arzularının tatmin edilmesi değil, bütün bu yetişkinlerin kendisini kullanmayı ve bu konuda yalan söylemesini engellemektir!

 

İSMİ MEÇHÛL BİR GENÇ KIZ

18 yaşında bir genç kız, babası tarafından, “sosyete hanımefendisi” veya “koket” olarak tanımlanan yaşlı bir hanıma yönelik bağlılığı sebebiyle, homoseksüalitesinin tedavisi için Freud’a getirilir. Babasının onları yolda yürürken yakalaması ve kızgın şekilde bakması, kızda intihar teşebbüsüne yol açmıştır.

Freud’un bu genç kızla çalışması tamamen kendisinin işine gelecek yorumlar yapmak ve kişisel ihtirası ile ilgilidir ama bu arada, kızın yaşlı kadına olan bağlılığını anne sevgisi arayışına bağlamakta da haklıdır. Zira annesi kendi üç tâne oğluna aşırı şekilde düşkünken, kendi kızına ters davranmaktadır.Babası, Freud’un nezdinde “değerli” ve “yumuşak kâlbli” bir insan olmakla beraber homoseksüaliteye öfkelenmiş ve bu duruma şiddetle karşı çıkmıştır.

Freud bu ailevî dinamikleri açığa çıkardıkça, genç kadın terapiye olumu cevap verir, bu analizin ona mutlu bir hayat sağlayacağına dâir umutlanır; Freud’u parental bir figür olarak kabûllenir.

Ancak, Freud, olayı bu noktada bırakamaz. Kardeşleriyle olan rekabetini “penise imrenme” olarak yorumlar ve kendisinin “gerçekte bir feminist olduğunu” ileri sürer. Hasta, bu noktada geri çekilir. Pozitif rûyaları kaybolur. Freud, bu çok kritik noktada onu “yalancı ve dirençli biri” olarak karakterize edip, tedaviye âniden son verir!

KURT ADAM

Wolfman” zengin bir Rus âileden gelen ciddi ruhsal sorunları olan genç bir adamdır. Gerçekle bağlantısı zayıf, hipokondriyak ve depresif belirtileri olan, hayatının hemen hemen her alanında işlevsellikte sorun yaşayan bir insandır (1918). Çocukluğunda, ağaçta oturmakta olan kurtların kendisini yiyeceğine dâir korkuları barındıran rûyaları sebebiyle “Kurtadam” rumuzuyla anılmaktadır. Bu vak’ayla ilgili olarak,Freud, çocukların bir buçuk yaşındayken kendi ebeveynini anal birleşme esnasında yakaladıktan sonra gece korkuları yaşayacağına dâir bir makale yazmıştır.

Bundan hareketle, Freud, “ilk sahneye tanık olmanın” olumsuz etkilerine dâir teorisini geliştirir, hastasının semptomlarının çoğunu “infantil seksüalite” ile açıklama çabasına girer.

Hâlbuki hastanın kendi bakış açısı da dâhil, sonraki birçok hikâye, bu spekülasyonların geçerliliğinin mümkün olmadığına işaret etmiştir. Hastanın yoğun psikiyatrik bozukluğunu doğrudan izah edebilecek başka delil mevcuttur. Rûyaları gördüğü dönemde sıtma hastalığından mustariptir. Korkuları bu hastalıkla ilgili olan ateşli hâli nedeniyle ortaya çıkmış olabilir.

Babası da gerçek anlamda hayatında olmayan bir kişidir. Annesi ise çocuğuna yakın olamayan depresif bir insandır. Değişken nitelikteki bakıcılar tarafından yetiştirilmiştir. Büyük ablası onunla ilgilenmiş olmakla beraber eziyet de etmiş olup, yetişkin olmasından kısa süre önce intihar etmiştir.

FreudKurtadam’ı inatçı bir bebek olarak görmüş, “infantil nöroz” hakkındaki yorumlarını kabûl ettirmek için onu zorlamış ve kandırmış, ilişkilerini sonlandırma tehdidiyle son bir tarih belirledikten sonra onu bu yorumlarının doğru olduğuna dâir itaat ettirmiştir.

Bu, Freud’un, hastalarının kendisini, yâni onlar için çok önemli hâle gelmiş olan bir insanı kaybetme tehdidinden ne kadar etkilendiklerinin farkında olmamasının bir örneğidir.

 

SIÇAN ADAM

Sıçan Adam’a (Ratman), âşık olduğu kadına ve ölmüş babasına yönelik sıçanlarla ilgili sadistik bir işkence uygulanacağına dair obsesif bir düşüncesi olduğu için bu isim verilmiştir (1909). Bu fikri bir seri kompulsif ritüeli, kelime oyunları ve dualarla engellemeye çalışmıştır. Bu sebeple psikanaliz yapması için Freud’a müracaat eder.

Freud, kendisinin bütün kitaplarını okumuş olup, tedaviye riayet eden bu adamı pek sevmiştir. Beraberce, söz konusu olan karmaşık obsesyonların ve kompusiyonların anlamını çözmeye çalışırlar; Freud’un özellikle iyi olduğu ve keyif aldığı fikir ve kelimeler üzerinde dururlar. Freud, oğlunun hayatını ciddi şekilde kontrol etmekte olan hastanın annesini âcilen devre dışı bırakır.

 

Aynı zamanda etkileyici yeteneğiyle, oğlunu 3 yaş gibi küçük bir yaştayken dövmüş olan “askerî tavırlı” babanın hasta üzerindeki tesirinin de üzerinde hiç durmaz. Hastanın kendisinden altı yaş büyük olan ablasına çok yakın olduğunu, beraberce cinsel oyun oynadıklarını, ablasının bundan sonra hastalanıp öldüğünü bildirmiş, cinsel itkilerine kapıldığı takdirde ne olacağı korkusuna dehşetengiz bir gerçeklik payı vermiştir.

BÂZI KAYNAKLAR

Breger L (2012) Freud: Darkness and Vision. Psychodynamic Psychiatry;40(2):211-242.

Doksat MK (2011) Neden Psikanaliz? Bireyi ve Evreni Anlamaya Yönelik Mütevâzı Teşebbüsler. İstanbul: Sokak Kedisi, Omnia.

Doksat MK (2007) Evrimsel Psikiyatri. Psikiyatri Temel Kitabı. Köroğlu E, Güleç C, editörler. Ankara: HBY Basım Yayın, 733-752.

Doksat MK (2008) Evrimsel Psikiyatri. Prof. Dr. Ayhan Songar II. Davranış Fizyolojisi Sempozyum Kitabı. Uğur M, Balcıoğlu İ, editörler. İÜ Cerrahpaşa Tıp Fakültesi Sürekli Tıp Eğitimi Etkinlikleri. Sempozyum Dizisi No: 66, 111-153.

Feist J, Feist JF (2002) Theories of Personality, 5th Edition. New York: McGraw-Hill Higher Education.

Fisher S, Greenberg RP (1996) Freud Scientifically Reappraised: Testing the Theories and Therapy. New York: John Wiley.

Fisher S, Greenberg RP (1977) The Scientific Credibility of Freud’s Theories and Therapy. New York: Basic Books.

Fisher S (1985) The Scientific Credibility of Freud’s Theories and Therapy. Columbia University Press.

Forrester J (2000) Freud Savaşları, Psikanaliz ve Tutkuları. Atalay H, tercüme eden. İstanbul: Ayrıntı Yayınları.

Freud A (1986) Ego Savunma Mekanizmaları. Erim Y, tercüme eden. İstanbul: Bağlam Yayınları.

Freud S (1996) Düşlerin Yorumu, II. Cilt. Kapkın E, tercüme eden. İstanbul: Payel.

Freud S (1996) Olgu Öyküleri, II. Cilt. Eğrilmez A, tercüme eden. İstanbul: Payel.

Freud S (1998) Olgu Öyküleri, I. Cilt. Kapkın E, tercüme eden. İstanbul: Payel.

Freud S (2001) Düşlerin Yorumu, I. Cilt. Kapkın E, tercüme eden. İstanbul: Payel.

Freud S (2002) Totem ve Tabu. Sel KS, tercüme eden. İstanbul: Sosyal.

Gellner E (1985) The Psychoanalytic Movement: The Cunning of Unreason. A critical view of Freudian theory. London: Paladin.

Gençtan E (1989) Çağdaş Yaşam ve Normaldışı Davranışlar. İstanbul: Remzi Kitabevi.

Gençtan E (1990) Psikanaliz ve Sonrası, 4. Basım. Büyük Fikir Ki¬tapları Dizisi: 84, İstanbul: Remzi Kitabevi Yayınları.

Gerald DC, John NM (Dağ İ, editör) (2004) Anormal Psikolojisi. Türk Psikologlar Derneği Yayınları: Ankara.

Gerevich J. Binarisms, regressive outcomes and biases in the drug policy interventions: a theoretical approach. Subst Use Misuse; 2005;40(4):451-72.

Gilman SL (1994) The Case of Sigmund Freud – Medicine and Identity at the Fin de Siècle. Baltimore: The Johns Hopkins University Paperbacks Edition.

Grünbaum A. Is Freudian Psychoanalytic Theory Pseudo-Scientific by Karl Popper’s Criterion of Demarcation? American Philosophical Quarterly 1979;16,Ap 79:131-141.

Grünbaum A (1985) The Foundations of Psychoanalysis: A Philosophical Critique.California: University of California Press.

Grosskurth P (1985) Melanie Klein: Her World and Her Work. Hodder and Staughton.

Guntrip H (2003) Şizoid Görüngü, Nesne İlişkileri ve Kendilik. Babacan İ, tercüme eden. İstanbul: Metis Yayınları.

Harris M (1994) Yamyamlar ve Krallar, Kültürlerin Kökenleri (Cannibals and Kings, The Origin of Cultures). Gümüş MF, tercüme eden. İstanbul: İmge Kitabevi.

Gülenç K, Kulak Ö (2012) Marx’ın Hayalleri. Marksist Düşüncede Diyalektik Bir Yolculuk. İstanbul: Kalkedon Yayınları.

Jones E (2003) Freud Hayatı ve Eserleri. Kapkın E, Kapkın AT, tercüme edenler. İstanbul: Kabalcı Yayınevi.

Kaslow FW (editor) (2002) Comprehensive Handbook of Psychotherapy. New York: John Wiley & Sons, Inc.

McGuire W (ed) (1979) The Freud/Jung Letters – The Correspondence between Sigmund Freud and CG Jung. Manheim R, Hull RFC, translators. England: Penguin Books.

Osborn R (tarih belirsiz) Marksizm ve Psikanaliz. Maden S, tercüme eden. İstanbul: Günebakan Yayınları.

Sadock BJ, Sadock VA, Ruiz P (editors) (2009) Kaplan & Haddok’s Comprehensive Textbook of Psychiatry, Ninth Edition. Philadelphia, PA: Lippincot Williams & Wilkins.

Storr A (2001) Öteki Peygamberler. Day A, tercüme eden. İstanbul: Okuyanus Yayın.

Tura SM (1989) Freud’dan Lacan’a Psikanaliz. İstanbul: Ayrıntı Yayınevi.

Tura SM (2005) Günümüzde Psikoterapi. İstanbul: Metis Yayınları.

Tura SM (2010) Freud’dan Lacan’a Psikanaliz, Dördüncü Baskı. İstanbul: Kanat Kitap.

 

 

II . BÖLÜM

WILHELM REICH

ORGAZMA MEDYUN, KEŞİF VE İCAT MERAKLISI BİR ADAM

(24 Mart 1897 – 03 Kasım 1957) Avusturyalı-ABD’li psikiyatr ve Psikanalist olup, psikiyatri tarihinin en radikal isimlerden biridir.

Faşizmin Kitle Psikolojisi (The Mass Psychology of Fascism) ve Kişilik Çözümlemesi (Character Analysis) gibi çok bilinen ve dikkate değer kitapların yazarı (her iki kitap da 1933 yılında neşredilir), Sigmund Freud’un talebelerinden biridir. Jung ve Adler’in aksine, Freud’un cinsellikle ilgili tezlerini daha ilerilere götürmeye çalışmıştır.

Reich, 1920’lerde Freud’la birlikte çalışırHayatının büyük bölümünde hatırı sayılır bir analist olarak tanınır. Kişisel nevrotik semptomlar yerine karakter yapısına odaklanır. Ergenlik dönemi cinselliği, evlilik dışı cinsel ilişki, doğum kontrol hapı ve kürtaj yolu ile doğum kontrolü ve kadının ekonomik bağımsızlığını kazanması gibi önemli konulara önayak olur.

Çalışmaları, Saul Bellow, William Burroughs, Paul Edwards, Norman Mailer ve AS Neill gibi birçok entellektüeli etkiler ve ayrıca Fritz Perls’in Gestalt Terapisi, Alexander Lowen’in Biyo-enerjetik Analiz’i ve Arthur Janov’un İlksel Çığlık Terapisi (Primal Scream Therapy) gibi birçok akımı da etkiler.

Wilhelm Reich

Wilhelm Reich, hastalarda ortaya çıkan nevrozların fiziksel, cinsel, ekonomik ve sosyal şartlardan kaynaklı olduğunu savunarak Marksizm ile Psikanaliz’i bağdaştırmaya çalışır. Ruhsal hastalıkların tedavisinde cinselliği bir tedavi aracı olarak kullanır, başarı sağladığını iddia eder ancak gelen tepkiler üzerine geri adım atmak zorunda kalır. Hayatının sonraki dönemlerinde hem hayranlık duyulan hem eleştirilen tartışmalı bir kişi hâline gelir.

Orgazm esnasında yayılan ORGONE adını verdiği ve “çoğu insanın Tanrı dediği bir ilkel kozmik enerji keşfettiğini” söyler. Sağlıklı bir hayat için gerekli olduğunu düşündüğü bu enerjinin atmosferden toplanarak depolanması amacıyla telefon kulübesi boyutlarında olanOrgone Enerji Akümülatörü’nü icat ederNezle, iktidarsızlık ve kanser gibi hastalıkları tedavi ettiğini düşündüğü bu buluşu gazetelerde “seks kutuları” adıyla neşreder.

 

Orgone Energy Acumulator

Reich’in Hür Sekse Kavuşmuş Kadınları: http://www.guardian.co.uk/books/2011/jul/08/wilhelm-reich-free-love-orgasmatron

Wilhelm Reich’in ciddi bir psikiyatrik tablo (pek muhtemelen hem kişilik sorunu hem de psikotizm boyutu olan) içerisinde olduğunu anlamak için başka delile ihtiyaç var mı? Bakalım…

Kaçıncı Reich?

Hayatının sonraki dönemlerinde hem hayranlık duyulan hem eleştirilen tartışmalı bir figür hâline gelir.

Seans esnasında hastaya dokunarak veya hastaların içlerindeki orgaztik yeterliliğini (orgastic potency) geliştirmek amacıyla iç çamaşırlarıyla, hâttâ çırılçıplak hâlde seansa girmeye teşvik ederken Klâsik Psikanaliz’in bâzı tabularını da ihlâl eder.

Reich, 1933 yılı ocak ayında Hitler başbakan olduğunda, Almanya’dadır. 2 Mart 1933’te Völkischer Beobachter adlı Nazi gazetesi, Reich’in, Gençlerin Cinsel Mücadelesi (The Sexual Struggle of Youth) adlı kitabı hakkında şiddetli bir tenkit ve hücum yazısı neşreder. Bu yazı üzerine Reich derhal Viyana’ya, oradan İskandinavya’ya ve sonunda 1939’da Amerika Birleşik Devletleri’ne göçer.

Hayat filmini biraz geri saralım…

Çocukluğu

Wilhelm Reich’in babası, zengin bir çiftçi olan Leon Reich, annesi Cecillia Roniger’dır. Âilenin iki oğlundan ilki olarak Avusturya Macaristan İmparatorluğu’nda Galicia şehrinin Dobrzanica köyünde dünyaya gelmiştir. Rivayete göre babası otoriter, soğuk ve güvensiz bir Yahudi’dir. Ancak, Reich’in sonradan belirttiği üzere, babası Yahudilik’ten ayrılmış, çocuklarını Yahudi gelenekleri ile yetiştirmemiş ve hâttâ çocuklarının Yahudi Almancası (Yidiş) konuşan diğer çocuklarla oynamasına bile hiçbir şekilde müsaade etmemiştirYetişkinliğinde, kendisini Yahudi olarak adlandıran kişilere Yahudi olmadığını söylemiştirReich’in biyografisini yazanMyron Sharaf, onun bu şekilde davranmasını kısmen “Yahudi Aşırı Milliyetçiliğini” reddetmesine, kendi tercihi olmayan bir sınıflandırmaya sokulmaktan hoşlanmamasına ve dışlanan biri olmayı hiçbir zaman istememesine bağlar.

Doğumundan kısa bir süre sonra ailesi, annesinin amcası Josef Blum’un sâhibi olduğu, Güney’de Chernivtsi – Bukovina’da bulunan Jutinetz Hayvan Çiftliği’ne taşınır. Reich, seks ve duygulanımların biyolojik kökenleri üzerine olan ilgisinin ve yaptığı araştırmaların kaynağı olarak, hayatın tabiî işlevlerinin kendisinden asla gizli kalmadığı bu çiftliği gösterecektir. Hâttâ bir keresinde âile hizmetçisi kızın, erkek arkadaşıyla ilişkisine şâhit olmuş ve sonra bu “aşk oyununu” kendisiyle de oynayıp oynamayacağını sormuşturReich’in belirttiğine göre bu olay olduğunda dört yaşındadır ve onun açısından seks hakkında hiçbir gizli yön yoktur.Gençlerin Tutkusu (Passion of Youth) adlı otobiyografisinde belirttiği üzere, on bir buçuk yaşlarındayken ilk cinsel ilişkisini, kendisine bunun nasıl yapılacağını öğreten bir aşçı kadın ile yaşamış ve o günden itibâren yıllar boyunca neredeyse her gün cinsel birleşme yaşadığını söylemiştir.

Bir yerde okumuştum sevgililerin davetsiz misafirleri öldürdüğünü, bu yüzden beynimdeki vahşice fantezilerle tekrar yatağıma uzandım, hayatımın neş’esi mahvoldu, paramparça döküldü ruhumun en gizli köşelerine kadar bütün hayatım boyunca! Reich.

12 yaşına gelinceye kadar âile ile birlikte çiftlikte kalan bir özel öğretmenden ders görür. 12 yaşına geldiğinde, özel öğretmeni ile annesinin gönül ilişkisinin ortaya çıkması üzerine annesinin intihar etmesiyle dersleri de sona erer. Annesinin vefatı oldukça vahşicedir, gündelik ev temizliğinde kullanılan kimyasal maddeleri içerek günler boyu büyük acılar içinde kıvranarak can vermiştir. Bu olay üzerine öğretmen kovulur ve Reich hem annesiz hem öğretmensiz, hem içindeki büyük bir suçluluk duygusuyla baş başa kalakalır.

1920 yılında, annesinin gönül ilişkisinin kendisini ne kadar derinden etkilediğini anlatan bir yazı yazar. Bu yazıda her gece ama her gece, annesini yatak odasında öğretmeni ile oynaşırken görmektedir, içeri girmeyip dışarıdan dinlemekte, utanmakta, öfkelenmekte, kıskanmaktadır; eğer onları gözlediğini fark ederlerse kendisini öldürür müydüler diye merak eder, kısa bir ân aklına annesini kendisiyle de ilişkiye zorlamak gelir. Annesini korumak ile babasına şikâyet etmek arasında parçalanır. Sonra onun ölümünden kendisini sorumlu tutarak aklında onu öldürmüş olduğu düşüncesiyle karanlığa yürür.

Tahsil Hayatı

Lâtince, Yunanca ve tabiî bilimlerde yetkinleşmesi amacıyla, Czernowitz Gymnasium lisesine gönderilir. Lise dönemlerinde, kendisini hayatı boyunca rahatsız edecek sedef hastalığı ortaya çıkar. Belki de annesinin intiharı buna vesile olmuştur. Tedavi sırasında kendisine, günümüzde hastalığı daha da kötüleştirdiği bilinen arsenik içeren ilâçlar verilir.

Annesinin intiharı üzerine babası perişan olur. 1914 yılında kendisine bir hayat sigortası alarak soğuk bir gölün kenarına gidip saatlerce kalır. Görünürde balık tutmak amacıyla, ancak Reich’a ve kardeşi Robert’e göre gerçekte yavaş bir intihar için! Sonuçta, hayat sigortasından hiç para alamayacak şekilde zatürreye ve vereme yakalanarak 1914 yılında ölür.

Reich, bir yandan çiftliği yöneterek diğer yandan çalışmalarını sürdürür. 1915 yılında mitStimmeneinhelligkeit’ten mezun olur. Aynı yılın yaz ayında Ruslar Bukovina’ya saldırır ve Reich kardeşler sâhip oldukları her şeyi geride bırakarak Viyana’ya kaçarlar. Gençliğin Tutkusu’nda (Passion of Youth) belirttiği üzere, “bir daha ne vatanımı ne de sâhip olduklarımı gördüm. Tüm o hâli vakti yerinde geçmişten geriye hiçbir şey kalmadı”.

Okuldan sonra Avusturya ordusuna katılır ve son iki yılında teğmen olmak üzere 1915’ten 1918’e kadar orduda görev yapar. 1918 yılında savaş sona erdiğinde Viyana Üniversitesi’nde tıp okuluna girer. Burada talebeyken, 1919 yılında Reich’in bir seksoloji semineriyle ilgili belgeleri almak amacıyla Sigmund Freud’u ziyaret etmesiyle ikisi karşılaşırlar. Freud’unReich üzerinde güçlü bir etkisi olur ve ReichFreud’un gözde talebelerinden biri hâline gelir. 1920 Ekim’inde 23 yaşındaken Reich’in, Viyana Psikoanalitik Derneği’ne misafir üye olarak kabûl edilmesi üzerine FreudReich’e analitik hastaları inceleme izni verir. Savaş gâzisi olması sebebiyle altı yıllık eğitim sonucunda alınan tıp diplomasını dört yılda almasına müsaade edilir ve 1922 yılının Temmuz ayında tıp doktoru unvanını alır.

İlk Kariyeri ve İlk Evliliği

1922-1924 yılları arasında Viyana Üniversite Hastânesi’nde dâhiliye bölümünde çalışırken diğer yandan Nöroloji ve Psikiyatri Kliniğinde, Profesör Julius Wagner-Jauregg gözetiminde nöropsikiyatri alanında çalışmalarını sürdürür. 1922’de Psikanalist olarak kendi muayenehânesini kurarak klinik asistan olur ve 1924 yılında Freud’un Psikoanalitik Polikliniği’nde müdür yardımcılığı yapar, Viyana’daki Psikoanaliz Enstitüsü okuluna girer, nevrozun sosyal sebepleri üzerine araştırma yapar.

Viyana’dayken kendisine analiz için gelen ve sonradan kendisi de analist olacak tıp öğrencisiAnnie Pink ile tanışır. 17 Mart 1922’de Annie Pink 20’sindeyken, Reich ise 25 yaşına girmesine bir hafta kala Otto Fenichel’in şâhitliğinde evlenir. Bu evlilikten iki kızı olur, 1924’te Eva ve 1928’de Lore dünyâya gelir. 1930’da işçi sınıfının yoğun olarak yaşadığı Berlin’e taşınarak muayenehânesini açar. Seks hakkında eğitimler vererek broşürler hazırlar, Cinsel Devrim (The Sexual Revolution) adlı kitabı Viyana’da neşredilir.

Alman Komünist Partisi’ne katılır ancak Komünist’lere fazla aşırı açık sözlü veya sözünü esirgemez geldiği için 1933’te partiden ihraç edilir. 1934’te politik saldırganlığından ötürü Uluslararası Psikanaliz Birliği’nden de ihraç edilir.

Evliliği esnasında, 1927’de eşinin arkadaşlarından Lia Lasky da dâhil olmak üzere birçok ilişkisi olur. 1932’de Elsa Gindler’dan Laban Hareket Analizi eğitimini almış bir kareografist ve dans terapisti olan Elsa Lindenburg ile başlayan ciddi ilişkisi sonucunda, 1933 yılında eşiAnnie Pink ile ayrılırlar. Ocak 1933’te Hitler başbakan olduğunda Reich ve Lindenburg Almanya’da yaşamaktadırlar. 2 Mart 1933’te Vöskischer Beobachter adlı Nazi gazetesi, Reich’in Gençliğin Cinsel Mücadelesi (The Sexual Struggle of Youth) adlı kitabı hakkında bir hücum yazısı neşreder. Kendisini küçük düşürmeye yönelik “kadın avcısı”, “Komünist” ve “özgür cinsel sevginin avukatı” gibi yakıştırmalar yapılır. Ertesi gün Lidenburg ile birlikte Viyana’dan ayrılarak İskandinavya’da, ilk olarak Danimarka’ya taşınırlar. Burada Danimarka gençliğini Alman Seksolojisi ile kötü etkilediği suçlaması gibi daha birçok sorunla karşılaşınca İsveç’e ve oradan da 1934 yılında Norveç’e göç ederler.

Vagetoterapi ve Orgazm

Reich, Norveç’teki Oslo Üniversitesi Psikoloji Enstitüsü’nde, Profesör Schjelderup’un desteğiyle beş yıl kalır.

Vegetoterapi’nin ilkeleri ile ilgili ilk sunumunu 1934’te İsviçre-Lucerne’de düzenlenen 13. Uluslararası Psikanaliz Kongresi’nde, Psişik Temâs ve Vejetatif Akım (Psychic Contact and Vegetative Current) adlı makalesi ile yapar ve 1935-1940 yılları arasında terapi tekniğini geliştirir. Cinsel aşka arzu duyma yeteneğinin, “orgaztik yeterlilik” (orgastic potency) adını verdiği, cinsel aşkı gerçekleştirebilmek için gerekli olan fiziksel yeterliliğe bağlı olduğunu savunur. Fizyolojik olarak ortaya çıkan dört ayrı safha üzerinden erkek orgazmını ölçmeyi denerBirinci safha psikoseksüel cinsel gerilim safhası; İkinci safha penisin sertleşmesi ve enerji yüklenmesi (Reich bunu elektriksel olarak ölçtüğünü iddia eder); Üçüncü safha orgazm esnasında peniste yüklü olan enerjinin boşalımı ve Dördüncü safha penisin gevşemesi. Reich,ölçümleri sonucunda gözlemlediği bu enerjinin bütün hayat formlarında açıkça var olan bir güç olduğuna inanır.

Avrupa’daki Psikanaliz dergilerinin üretken bir yazarıdır. Esasen Psikanaliz, nevrotik semptomların tedavisi konusuna odaklanmaktadır. Karakter Analizi (Character Analysis) bugün Ego Psikolojisi’ne doğru olan gelişimin önemli adımlarından biridir. Ona göre bir insanın sâdece kendine özgü semptomları değil, bütün karakteri nevrotik fenomen olarak dikkate alınmalıdır. Bu kitapta ayrıca Reich’in Vücut Zırhı Teorisi (The Theory of Body Armoring) de ortaya konur. Bu teoriye göre bastırılmış psikoseksüel enerji, adalelerde ve organlarda gerçek fiziksel engellere sebep olabilir ve bahsedilen bu beden zırhı, enerjinin serbest kalmasını engelleyebilir. Orgazm, bu zırhı delmenin tek yoludur. Bu teoriden hareketle,Freud’un görüşlerine de uygun olan mutlu ve sağlıklı bir hayat için sağlıklı cinsel hayatın önemini vurgular.

Reich’in düşüncesine göre orgazm, sâdece boş zaman değerlendirmeye yarayan bir zevk değil, vücudun duygusal enerjisini düzenleyen bir düzenleyicidir. Orgazmın en iyi yanı, fazla enerjinin serbest kalmasıyla nevrotik durumların oluşumunu azaltmasıdır. Reich, toplumdaki cinsel baskı sebebiyle, orgazm sırasında fazla enerjinin vücuttan atılımını sağlayan, kendisinin Orgazmik Potansiyel dediği bir yeteneğin çok az kişi tarafından gerçekleştirilebildiğini iddia eder. Orgazmdan yoksun olan erkek ve kadın sürekli bir gerginlik içindedir ve bu gerilimi içinde tutmak için beden zırhı geliştirirler. Dış baskılar ve iç gerginlik nevrozun, nefretin, sadizmin, açgözlülüğün, faşizmin, yabancı düşmanlığının ve antisemitizmin temelidir (bâzı okuyucuların bunları gülerek okuduklarını tahmin ediyorum ama anlattıklarım gerçektir).

Freud gibi, o da akıl hastalıklarının kaynağının cinsel gelişim olduğunu kabûl eder. İkisi de birçok psikolojik sorunun bilinçdışı süreçlere dayandığına inanmışlardır; çocukluğun erken dönemlerinden itibaren gelişmeye başlayan cinsel duyguların bastırılmasının akıl sağlığı açısından önemli sonuçları vardır. Tam bu noktada, bir Marksist olan Reich, cinsellik üzerindeki sosyal baskının kaynağı olarak burjuva ahlâkını ve onun sosyoekonomik yapısını gösterir.Birçok nevroza neden olan cinsel baskının en iyi tedavisi aktif ve günahkârlık duygusundan arındırılmış bir cinsel hayat olabilecektir. Böylesi bir ahlâkî hürriyetin ancak ve ancak baskıcı burjuva ahlâkının kökeni olan ekonomik yapı ortadan kalktığında mümkün olabileceğini iddia eder. Bu sefer, 1928’de, Avusturya Komünist Partisi’ne katılır ve Sosyalist Cinsel Danışma ve Araştırma Derneği’ni (Socialist Association for Sexual Counseling and Research) kurar.

Biyon Deneyleri

1934’ten 1939’a kadar, vücuttaki istem dışı enerji üzerine – özellikle de hayatın kaynağına yönelen Deri Direnç Cevabı hakkında gözlem, deney ve araştırmalar yapar ve bunları “Biyon Deneyleri” olarak adlandırır.

Çekirdekli tek hücreli canlılar (protozoa) üzerinde incelemeler yapar. Çimen, kum, demir ve hayvan dokusunu kaynatarak, potasyum ve jelatin ekleyerek vezikül yetiştirir. Bunları bir heat-torch yardımıyla kor oluncaya kadar ısıtarak, gözle görülebilir şekilde ışıyan enerjinin parlaklığını, yanışını gözler ve mavi kesecikleri tesbit eder. Hayatın ilkel formlarından biri olduğuna inandığı, ölü madde ile canlı doku arasında özelliğe ve protozoa gibi tek hücreli organizmalara dönüşebilecek potansiyele sâhip olan bu veziküllere “Biyon” adını verir. Soğutulmuş karışımı besi yeri içine koyduğunda bakteriler ürer ama havada veya kullandığı mâlzemelerde daha önceden bakteri olduğu gerekçesiyle araştırmadan vazgeçer.

 

T-Basili

1936’da şunları yazar: “Mâdemki her şey zıtlığı ile var, öyleyse tek hücreli organizmaların iki farklı var oluşu olmalı: (a) hayat, organizmaları yok ediyor, başka bir ifâde ile var olan organizmalar organik çürüme sonucu yok oluyorlar veya (b) hayat organizmaları koruyor ve inorganik materyal hâlinden organik hayata getiriyor.

Cansızdan canlı oluşumunu ifâde eden bu hayatsız-kendiliğinden türeme (spontaneous generation) düşüncesi Reich’i kanserin tedavisini bulduğuna inandırır. Hayatı yok eden organizmalara Almanca “ölüm” anlamına gelen “Tod” kelimesinin ilk harfini ekleyerek “T-Basili” adını verir. Kanser (The Cancer Biopathy) adlı kitabında yerel bir hastâneden aldığı çürüyen bir kanserli doku kültüründe bu basilleri nasıl bulduğunu açıklar. T-Basili’nin protein parçalanmasından meydana geldiğini yazar. Neşter şeklinde, 0.2 ilâ 0.5 mikrometre uzunluğundadırlar ve farelere enjekte edildiğinde iltihap ve kansere sebep olmaktadırlar. Hücredeki Orgone enerjisi yaşlanmaya veya yaralanmaya bağlı olarak azaldığında, hücreler biyolojik bozulmaya uğramakta veya ölmektedirler. Bir noktada, T-Basili gelişimine hücre içinden başlamaktadır. Kanserin öldürücü etkisinin sebebi ise T-Basili’nin önlenemeyen gelişimidir.

Çıplaklık ve Seans Esnâsında Dokunma

Reich, 1930’dan sonra, terapi seansları esnâsında hastalarının fiziksel cevapları ile daha ilgili hâle gelir. 1930’un sonlarına doğru Psikanalizin birçok büyük tabusunu ihlâl etmeye, hastalarının arkasına oturmak yerine yanına oturmaya ve onlara dokunmaya başlar. Erkek ve kadın hastalarından soyunmalarını, bâzen ise iç çamaşırlarını da çıkartarak tamamen çıplak kalmalarını ister. Sâdece şikâyetlerini dinleyip “neden böyle düşünüyorsun” analizinin cevaplarını not almaktansa onlarla sohbet eder, sorularına cevap verir.

Bu yaklaşım, analitik tarafsızlığı sarsıcıdır. Klâsik Teori’ye göre bir analizci, aktarım (transference) adı verilen süreçte, hastaların geçmiş arzularını, aşklarını, nefretlerini, nevrozlarını yansıttığı boş bir projeksiyon perdesi gibi olmalıdır, hasta ile diyaloğa girmemelidir. Oysa Reich, Psikanaliz’de mevcut bu gibi tabuların hastaların nevrozlarını daha da güçlendiğini ve hastalarının kendisinin de bir insan olduğunu görmelerini istediğini yazarak, gittikçe bu tabulardan uzaklaşır.

Hastaların “Vücut Zırhları” üzerine kasıtlı olarak gider, hastaların adalelerini gevşetmek ve böylece gerginliklerini azaltmak amacıyla parmakları veya avucuyla hastaların ağızlarına, boyunlarına, sırtlarına, kalçalarına, cinsel bölgelerine dokunur, hastaların hareketlerinin yumuşaması ve nefes alışlarının sâkinleşmesini ister. Vücut zırhının bu şekilde ihlâl edilerek çözülmesi sonucunda çocukluk dönemlerinde bilinçdışına itilmiş hâtıralar tekrar hatırlanıyordur (kendisinin 4 yaşındaki yaşantısını hatırlayınız). Eğer seans başarıyla sonuçlanmışsa, hastaların memnuniyet bildiren istemsiz hareketler içeren vücut lisanından bunu anlayabiliyordur. Yâni hastalar resmen orgazm olmaktadır! Reich, buna “Orgaztik Refleks” adını verir. Cinsel ilişki sırasında “Orgazm Potansiyeli” ve “Orgaztik Refleks”, Reichiyen terapinin iki amacı hâline gelir. Reich, hastalarının vücutlarında gözlediği bu enerji akışına “Biyo-Elektrik” ve bu terapiye de “Orgazmoterapi” (Orgasmotheraphy) adını verir. Ancak sonradan, politik, ahlâkî ve pek çok diğer sebeple, bu terapiden vazgeçer.

Düşüncelerine Muhalefet

Oslo’daki bilim adamları, Reich’in biyonlar hakkındaki çalışmalarını saçmalık olarak değerlendirerek şiddetle karşı çıkarlar. Tidens Tegn adlı önde gelen Liberal bir gazete 1937’de bilim adamlarının ve diğer gazetelerin de desteğini alarak Reich aleyhinde bir mücadele başlatır. 1937’nin Eylül ayından 1938’in sonbaharına kadar Oslo’nun büyük gazetelerinde aleyhinde 100’ün üzerinde makale neşredilir.

1937’de ülkenin önde gelen kanser uzmalarından Leiv Kreyberg’in, Reich’in biyon deney örneklerini mikroskop altında incelemesine izin verilir. Kreyberg, Reich’in hazırladığı karışımında kullandığı kültür ortamının aslında steril olduğunu ancak söz konusu bakterilerin, beklendiği gibi, stafilokoklar olduğunu açıklar. Reich’in hava yoluyla gelen bakterileri önlemek için kullandığı araçların zannettiği kadar güvenilir olmadığını söyler. Kreyberg, Reich’i basit bakteriyolojik ve anatomik gerçekleri önemsememekle suçlarken, Reich de Kreyberg’i mikroskop altında, yaşayan kanser hücrelerini tanımlamakta başarısız olmakla suçlar. Böylece, bir bilimsel gelişme fırsatı daha uygunsuz çekişmelerle “bozulur”.

Reich, bu bakteri örneklerinden birini bir başka Norveçli biyoloğa, Oslo Bakteriyoloji Enstitüsü Profesörü Thjötta’ya gönderir. Profesör Thjötta da bakterilerin havadan geldiğini söyleyerek Kreyberf ile aynı sonuca varır. Thjötta ve Kreyberg, görüşlerini 19 ve 21 Nisan 1938 tarihleri arasında Aftenposten gazetesinde neşrederler. Sözkonusu yazıda Reich’e “Bay Reich” diye hitap eden KreybergReich’in birinci sınıfta okuyan bir tıp öğrencisi kadar bile bakteri ve anatomi bilgisi olmadığını iddia eder. ReichKreyberg’den çalışmalarını bir kez daha kontrol etmesini istediğinde, Kreyberg buna değmeyeceğini söyleyerek reddeder.

Reich’in Hayatın Kaynağı Üzerine Biyon Deneyleri (The Bion Experiments on the Origin of Life) adlı kitabı 1938’de neşredilmesi üzerine hakkında sistemli yalan haber saldırıları başlatılır. “Yahudi pornocu” ve “hayatın kökenini kirletmeye cürret eden biri” olarak lanse edilir. Alan VantwellReich’in araştırma sonuçlarını açıkladığı yazısının sâdece bir paragrafına odaklanarak,Reich’in söylediği “kanserin anlaşılması açısından faydalı olduğu ispatlandı” cümlesinden yola çıkarak, uydurma bir kanser tedavisinin provokasyonunu yapmakla suçlar.

Şubat 1938’de vizesi dolar. Norveçli birkaç bilim adamı vizenin uzatılmasına karşı çıkar. Kreyberg, konuyla ilgili olarak “eğer bu tutum, Reich’i Gestapo’nun kucağına atmak amacını taşıyorsa buna karşı çıkarım ancak Reich’i edepli davranmaya itecek bir şey olursa bu çok iyi olurdu” der. YazarSigurd Hoel, amatör biyolojik deneyler yapmanın nasıl olup da bir suç hâline geldiğine hayret etmiştir, “ne zamandan beri biyoloji eğitimi almamış birinin mikroskoptan bakması sürgün için bir gerekçe hâline geldi” diye sorar.

Reich, denizaşırı ülkelerden büyük destek görür. İlk olarak 1938’de Norveç gazetelerinde Reich’in sosyolojik çalışmalarının “bilime benzersiz ve çok değerli katkılar sağladığını” söyleyenBronislaw Malinowski’den ve bütün dünyâ tarafından ilerici olarak bilinen İngiltere’deki Summerhill School’un kurucusu Alexander Sutherland Neill’den destek görür. Neill, Norveç basınına verdiği demeçte “Reich hakkında başlatılan karalama kampanyasının oldukça câhilce ve barbarca olduğunu, demokrasiden çok faşizmi andırdığını” söyler. Norveç entellektüel hoşgörüsüyle gurur duyuyordur, o sebeple “Recih mes’elesi” hükûmeti yola getirir ve bu sebeple bir uzlaşma sağlanır. Reich’in vizesi uzatılır ancak ülkede Psikanaliz çalışması yapmak isteyenlere lisans almalarını gerektirecek bir kanun çıkarılır ve tabii ki Reich’e bu lisans verilmeyecektir.

Bütün bu karalama kampanyası sırasında Reich, bir komisyona “Biyon deneylerini tekrarlamak” ile ilgili sorduğu soru dışında kamuoyuna bir açılımı olmaz. Sharaf, Reich’in çalışmalarına karşı başlatılan bilimsel muhalefetin Reich’i kişisel olarak sarstığını ve ilişkilerini kötü etkilediğini yazar. Dikkatsizce davranışları sonucunda kazandığı kötü şöhret onu küçük düşürür ve gücendirir, kendine güveni sarsılır. Kendini yaftalanmış, damgalanmış, avlanmış ve işkence görmüş gibi hissetmektedir. Artık halkın arasında rahat değildir ve aleyhinde olan araştırmacılar karşısında şiddetli ve kötü duygular beslemektedir.

Kişisel Hayatı

Sharaf’ın yazdığına göre, 1934 ve 1937 yılları arası Reich’in hayatının en mutlu yıllarıdır. Elsa Lidenberg ile olan ilişkisi iyi gitmektedir ve onunla evlenmeyi düşünmektedir. 1935 yılında Lidenberg hâmile kaldığında sevinçten havalara uçarlar, bebek için elbiseler ve oyuncaklar alırlar. Ancak Reich’in, kendi geleceği hakkında büyük endişeleri vardır. Elsa’nın büyük karşı çıkışlarına rağmen Reich kürtajda ısrar eder ve Berlin’deki bir psikanalist olan Edith Jacobson’un da yardımıyla kürtajı gerçekleştirirler.

1937’de bir meslekdaşının eski karısı ve sinema san’atçısı olan bir hastasıyla gönül ilişkisine girer. Reich’in böyle bir ilişkinin imkânsız olduğunu söylemesine rağmen, başından beri Reich’ibaştan çıkarma niyetiyle terapilere katıldığı belli olan kadın, istediğini alır. Bu süre içinde, bu ilişki sebebiyle Reich çalışmalarına ara vermiş olsa da, ilişkinin bitimiyle birlikte oldukça profesyonellik dışı şartlarda analizlerine tekrar başlar. Sonunda, kadın, Reich’i basına gidip aralarındaki ilişkiyi anlatmakla tehdit eder. Böyle bir durumun Reich kadar kendisini de yıpratacağını anlar. Bir meslekdaşı kendisine “neden böyle bir ilişkiye girdin” diye sorduğunda “bir erkeğin bazen aptalca davranması gerekir” diye cevap verir. Reich’in Norveçli bir tekstil tasarımcısı olan 25 yaşındaki Gerd Bergersen’le de bir ilişkisi olur.

Kendisi aleyhinde basında başlatılan karalama kampanyası son hızla ilerlerken, içinde âniden Elsa’ya karşı şiddetli bir kıskançlık hissederek kendisine işlerinde yardımcı olmasını isteyip hiçbir şekilde ondan ayrı bir hayat istemediği belirtir. Bir kareografi üzerinde çalışırken çıkan tartışmada Reich’in şiddete başvurması üzerine önce polisi aramayı düşünen ElsaReich’inbir skandalı daha kaldıramayacağını düşünerek bundan vazgeçer ancak bu olay, ilişkilerini olumsuz etkiler. Reich, Elsa’ya kendisiyle birlikte Amerika’ya gelmesini teklif ettiğinde “hayır” cevabını verir. Sonradan yazdığı bir mektupta belirttiği üzere bu hayatındaki en zor “hayırdır”.

Hocalık ve İkinci Karısıyla Karşılaşma

1938 yılında Hitler, Avusturya’yı istilâ eder. Reich’in eski eşi ve iki kızı zâten çoktan Avusturya’yı terk ederek Amerika’ya gitmiştir. Bu yılın sonunda, Kolombiya Tıp Okulu’ndan bir Psikanalist olan Theodore P. Wolfe, Norveç’e gelip Reich gözetiminde çalışmaya başlar. Wolfe,Reich’e Amerika’ya yerleşmesinde yardım etmeyi ve New York’taki Sosyal Araştırmalar Okulu’ndan (New School for Social Research) resmî davet almayı teklif eder. Wolfe veReich’in eski talebelerinden Walter BriehlReich’in birkaç bin Dolarlık maaş alacağını garanti ederler. Wolfe, ayrıca Amerikan hükûmetinde çalışan bir memur olan Adolph Berle’ye, Reichiçin torpil de yaptırır. Sonunda 1939 Ağustos ayında vizesini alan Reich, savaşın başladığı 3 Eylül’den önce Amerika’ya giden son gemi olan Stavenger Fjord ile yola çıkar.

İki yıl boyunca New School’da hocalığı sırasında ilk olarak Amerika’nın New York şehrinin Queens ilçesinin Forest Hills semtinde 75-02 Kessel Caddesi’nde kalır. Sonra aynı bölgede, hayvan deneyleri için kullandığı bodrumu, birinci katında ofis olarak kullandığı geniş bir odası, yemek odası, oturma odası ve her hafta seminer talebelerini ağırladığı bir odası daha olan iki katlı bir eve taşınır. Normâlde yemek odası olan oda laboratuvar olur. En üst katta sekreteri Gertrud Gaasland ve hizmetçisinin paylaştığı iki yatak odası vardır, diğer üç oda ise Reich’in yatak odası ve terapi odalarıdır.

Gertrud Gaasland, Reich’i 29 yaşındaki Ilse Ollendorf ile tanıştırır. Reich hâlâ Elsa’ya âşıktır ama Ilse, Reich’in hayatını düzenlemek adına Reich’in hayatına girer. Sekreterlik ve muhasebecilik işlerini üstlenir, laboratuvar tekniklerini öğrenir ve Elsa’nın yapmaya isteksiz olduğu bu işler ile Reich’in hayatında olmaya ne kadar istekli ve uyumlu olduğunu gösterir. Ilse ve Reich, 1939 Noeli’nde birlikte yaşamaya başlarlar ve Ilse 2 Ocak 1940’ta Reich’la birlikte yaşamaya başlar. 1944’te Peter adında bir çocukları olur ve 1946’da evlenirler.

Oslo’da aleyhinde başlatılan karalama kampanyası sonrasında Reich’in karakteri değişir, kendini sosyal hayattan çeker. Eski arkadaşları ve eski karısıyla bile arasına mesafe koyar. Bir arkadaşına oyunu kuralına göre oynayacağını söyler: Mesafeli, az da olsa gururlu ve aşktan uzak… Böylece toplumdaki insanlar saygı duyacaklardır. Amerika’daki talebeleri onu meslekdaş olarak değil, insan olarak tanır hâle gelirler, kendisine yakın olmayanlar bile ona adıyla hitap etmeye başlar. Ocak 1940’ta Elsa’ya, aralarındaki ilişkiyi bitirmek amacıyla, çâresizlik içinde olduğunu ve bir köpek gibi şerefsizce öleceğine inandığını söylediği bir mektup yazar.

Akıl Hastalığı Söylentisi

1920’lerin sonlarına doğru Sharaf’ın iftira olduğunu belirttiği, Reich’in akıl hastası olduğu ve hatânede tedavi gördüğü ile ilgili bir dedikodu yayılır. Reich paranoyak, sinsi, saldırgan ve fanatik olarak görülmektedir. Sharaf konu ile ilgili, Psikanalistlerin aykırı gördükleri kişiler ile ilgili hastalık iddia ederek onları dışlama eğilimi olduğunu ama bu eğilimin hiçbir zaman Reich’e yapıldığı kadar amansızca ve yıkıcı yapılmadığını yazar. Reich’in çalışmaları, dedikoduyu yayan kişi tarafından, hoşuna gidip gitmemesine göre pre-psikotik (psikoz öncesi) “iyi Reich” ve post-psikotik (psikoz sonrası) “kötü Reich” olarak bölümlendirilmiştir.

Psikanalistler, 1920’lerde karakter üzerine yaptığı sağlam çalışmaları gerekçesiyle, politik radikaller ise 1930’larda Marksizm’i temel alan psikoloji araştırmaları sebebiyle aklı başında olarak değerlendirirler.

Orgonomi

Freud, başlangıçta “artma, azalma, elegeçirme ve deşarj özelliğine sâhip, geçmiş hâtıraların üzerine yayılan beden üzerindeki aşırı elektrik yükü” olarak tanımladığı libido kavramını 1925’te terk ederek, bunun sâdece bir fiziksel enerji olduğunu söyler. ReichFreud’un terk ettiği bu düşünceyi biraz daha geliştirerek, ilkel kozmik enerjiyi keşfettiğini öne sürer. Buna “Orgone”, bu konudaki araştırmalara ise “Orgonomi” adını verir.

Yâni Freud’un libidosu, Reich’te mavi renkli Orgone olur!

Evet, Orgone mavi renkli, aynı anda birden fazla yerde var olan (omnipresence), çıplak gözle görülebilen ve hava olayları, gökyüzünün rengi, yerçekimi, galaksilerin oluşum düzeni, duygulanımların ve cinselliğin biyolojik ifâdesi gibi şeylerden sorumludur. Fırtınalı havalarda yolculuk yapan gemilerin direklerinden sıçrayan elektrik akımının Orgone’un varlığının delili olduğunu öne sürer. Kırmızı kan hücrelerinin, bitki klorofillerinin, eşey hücrelerinin, protozoanın ve kanser hücrelerinin Orgone sâyesinde olduğunu iddia eder.

İlk zamanlarda insanlığın, Orgone bilgisini ikiye ayırdığını söyler; fiziksel ve mekanik yaklaşım için Esîr (Ether) ve ruhsal ve öznel yaklaşım için Tanrı: “Tanrı, var oluşun her aşamasında olan, beden içinden ve var olan her şeyin içinden aralıksız akan en temel kozmik enerjidir”.

Orgone Akümülatörleri

1940 yılında Orgone Akümülatörleri adını verdiği, atmosferdeki Orgone enerjisini toplamaya ve depolamaya yarayan kutuları imâl eder. Bu kutulardan bâzıları laboratuvar hayvanları içinken, bâzıları da bir insanın sığabileceği kadar geniştir. Bunlar çeşitli metal (ferrous) katmanlardan ve yüksek bağıl yalıtkan sâbitli organik yalıtkanlarından oluşmaktadır. Görünümü, büyük ve boş bir kondansatör gibidir. Orgone enerjisinin, tabiattaki maddelerin organizasyonu ve yoğunlaşmasından, negatif-entropik gücüyle sorumlu olduğu düşüncesi bu kutu ile yapılan deneylerin dayanağıdır. Bu kutular, kısa süre sonra basında şiddetli dedikodulara sebep olur: Bu kutuların, kontrol edilemez sertleşmeye sebep olan “seks kutuları” olduğu şeklinde haberler yapılır.

Reich’in teorisine göre, hastalıkların birincil nedeni Orgone enerjisinin azalması veya vücut içinde hapsedilmesidir. Çeşitli hastalıklardan mustarip birçok hasta üzerinde Orgone akümülatörü ile klinik deneyler yapar. Hasta, akümülatörün içine oturur ve vücudunun “yoğunlaştırılmış Orgone enerjisini” emmesi sağlanır. Vücudun bâzı parçalarına uygulanması için daha küçük taşınabilir akümülatörler üretir. Bu akümülatörlerin gözlenen etkileri, bağışıklık sistemini güçlendirmesi, bâzı tür tümörleri yok etmesi olmasına rağmen Reich, bunu böyle bir tedavi yöntemi olarak ortaya koymaktan kaçınır. Akümülatör, ayrıca kanserli fareler ve yetiştirilen bitkiler üzerinde de denenir ve elde edilen olumlu sonuçlar plasebo etkisine dayandırılamayacağı konusunda Reich’i ikna eder. Yapılan deneyler Psikanaliz Birliği tarafından şarlatanlık olarak değerlendirilir ancak Reich, fiziksel ve akıl hastalıklarında bir Büyük Birleşik Teori (Grand Unification Theory) geliştirdiğine inanır.

Bulut Dağıtan (Cloudbuster)

Reich, Orgone’un aksine hayat sonlandıran bir başka enerji türü daha olduğunu varsayar ve bunuÖlümcül Orgone – ÖOR olarak adlandırır (Thanatotik -ölümcül- enerji eşdeğeridir bu); ÖOR’un çölleştirme gibi etkileri üstlendiğini yazar ve atmosferdeki Orgone enerjisini manipüle ederek, bulutları birleştirip dağıtarak yağmur yağmaya zorlayacak Bulut Dağıtanları tasarlar.

Bu cihaz içi boş metal borular ve suya sokulmuş kablolardan oluşmaktadır; atmosferde öncekinden daha güçlü Orgone enerji alanı oluşturacaktır.

Reich, Bulut Dağıtan ile “Kozmik Orgone Mühendisliği” adını verdiği birçok deney yapar. 1953’te, Maine eyaletinin Bangor şehrinde yabanmersini tarlalarında kuraklık tehlikesi ortaya çıkınca, birkaç çiftçi Reich’e eğer yağmur yağdırabilirse para ödemeyi teklif ederler. Meteoroloji dairesi günlerdir, Reich’in deneylerine başladığı 6 Temmuz 1953’te saat 10:00’dan önce yağmur yağmayacağını belirtmektedir.

Bangor Daily News gazetesinin 24 Temmuz tarihli haberinde şunları duyurur: “Dr. Reich ve üç asistanı, ‘yağmur yapıcı’ cihazı Grand Lake gölünde, Bangor hidroelektrik barajı yakınlarına kurdular. Küçük bir silindir üzerine asılmış, kablolarla bağlı, bir takım içi boş borulardan oluşan bu cihaz bir saat on dakika kadar çalıştı. Ellsworth şehrindeki güvenilir bir kaynağa göre 6 Temmuz gecesi ve 7 Temmuz sabah erken saatlerine kadar aşağıdaki değişiklikler gözlendi: Pazartesi akşamı saat 10:00’u geçtikten kısa bir süre sonra yağmur çiselemeye başladı, geceyarısına doğru hafif ve düzenli yağmura dönüştü. Yağmur gece boyunca devam etti ve ertesi sabah Ellsworth’taki yağış miktarı 0.61 santimetrekare olarak ölçüldü”.

Hayrete düşmüş bir görgü şâhidi ise yağmur yapma süreci hakkında şunları söyler: “Cihazı çalıştırmaya başladıklarından kısa bir süre sonra, şimdiye kadar gördüğünüz en tuhaf görünümlü bulutlar toplanmaya başladılar”. Yine aynı görgü tanığı, bilim adamlarının bu cihazı manipüle ederek rüzgârın yönünü ayarlayabileceklerini söyler.

Yabanmersini ekinleri hayatta kalır, çiftçiler memnun olduklarını beyan ederler ve Reich da ücretini alır.

Reich, gökyüzünü de orgazma ulaştırmıştır artık: Kollektif Histeri!

Einstein ile Birlikte Orgone Deneyleri

Reich, 1941’de Orgone Akümülatörleri hakkında Albert Einstein ile görüşür. 30 Aralık 1940’ta bilimsel bir keşif yaptığını ve konuyu tartışmak istediğini belirten bir mektup yazar ve 13 Ocak 1941’de Princeton’a, Einstein’ı ziyarete gider. Beş saat boyunca konuşurlar ve Einstein, Reich’in çinko kaplı çelik ve ağaç ve kâğıt ile izole edilmiş Faraday kafesi üzerine inşa ettiği Orgone Akümülatörü deneylerini kabûl eder. Reich’in tahmin ettiği gibi, Einstein, eğer bir cismin sıcaklığı bir etken olmadan artıyorsa, bu fizikte “bomba etkisi” (bombshell) olabilecektir. İkinci görüşmelerinde Reich, Einstein’ın bodrumunda, üzerinde, içinde ve yakınlarındaki sıcaklığı alan küçük bir akümülatör cihazı dener. Cihazı ayrıca Faraday kafesi içinde de deneyerek sıcaklıkları karşılaştırır. Reich’in deneyinde olduğu gibi, Reich’in Orgone enerjisinin Faraday kafesinde biriktirilebileceği iddiasına uygun olarak, Einstein’ın deneyinde de sıcaklık artışı gözlenir. Ancak,Einstein’ın asistanlarından biri, yerdeki sıcaklığın tavandakinden düşük olduğunu fark eder. Bu açıklama üzerine Einstein deneyi değiştirir ve bu etkinin basitçe oda içerisindeki sıcaklık eğiminden kaynaklı olduğu sonucuna varır. Reich’e mektup yazarak deneyinin sonucunu veReich’in deneylerine biraz daha kuşkucu bakması gerektiğine yönelik umut ifâdelerini belirtir.

Reich, 25 sayfalık bir mektupla Einstein’a cevap verir. Tavandan yayılan ısınma, “havada bulunan mikroplar” ve “Brown hareketine” katılarak yeni buluşlara sebep olabileceğini söyler. Einstein ile Reich arasındaki bu mektuplaşmalar 1953 yılında, muhtemelen Einstein’in hiç mi hiç izni de olmadanEinstein İlişkisi (The Einstein Affair) adıyla neşredilir.

Ne yapsın Einstein!

FBI Tarafından Tutuklanma

12 Aralık 1941’de, Pearl Harbor baskınından beş gün sonra Reich, gece saat 02’de evindeyken FBI tarafından Komünist geçmişe sâhip olan bir göçmen olduğu gerekçesiyle tutuklanır ve üç haftadan fazla tutulacağı Ellis Adası’na götürülür.

Öfkeden ne yapacağını bilemez bir hâlde geçmişinde Komünist olmasından, yeterli şâhit olmamasına karşın, ilk eşini ve yaşadıkları fakir hayatı sorumlu gösterir. Sedef hastalığı yeniden azdığı için doktoru tarafından Reich’in bir hastâne gözetiminde tutulması gerektiğine otoriteler ikna edilir. Ilse, haftada iki kez onu ziyaret etmeye izinlidir. Wolfe ve bir avukat ellerinden gelenin en iyisini yaparlar. Wolfe, birçok kez Washington’a protesto amacıyla gitmesine rağmen, tutuklandığını 26 Aralık’ta ancak öğrenebilir ama gene de Reich’in neden tutuklanmış olabileceğini anlayamaz. FBI tarafından Reich’e evinde bulunan Hitler’in Kavgam, Troçki’nin Hayatım ve çocuklar için Rusça alfabesi kitaplarıyla ilgili sorgulanır.

Sonunda, Reich’in açlık grevine gitmekle tehdit etmesi üzerine, 5 Ocak 1942’de serbest bırakılır. 2000 yılında FBI tarafından Reich ile ilgili 789 sayfalık belgeler açıklanır: Bu Alman göçmen, kendisini Tıbbî Psikoloji Doçenti, Orgone Enstitüsü Yöneticisi, Wilhelm Reich Vakfı’nın araştırmacı hekimi ve genel müdürü ve biyolojik enerjinin veya hayat enerjisinin kâşifiolarak tanımlamaktadır.

1940’ta Reich’in Komünist bağlantılarının derinliğini tesbit etmek amacıyla bir soruşturma başlatılır. Düşman Uyruk Kurulu, Reich’in ABD güvenliği için bir tehdit oluşturmadığına hükmeder.

Orgonon’u Satın Alışı

Terapi gelirlerinden kazandıkları ve öğrencilerinin bağışlarıyla geçinen Reich, 1942 Kasım’ında Maine’de Dodge Pond yakınlarında 647.5 dönüm arazi, orman ve tepelerden oluşan Orgonon’u satın alır. 1945’te orada bir laboratuvar kurar ve 1948’de gene bir laboratuvarı, kütüphânesi ve atmosferik Orgone çalışmaları için gözlem güvertesi olan Orgone Enerji Gözlemevi’nin inşasına başlar.

Münakaşalar

1947’ye kadar Reich, Amerika’da eleştirisiz basının keyfini sürmektedir. Psikoterapi uygulamaları iyi gitmektedir, Psikoanalitik teorileri üniversitelerde öğretilmektedir ve Amerikan Medikal Birliği Gazetesi ve Amerikan Psikiyatri Gazetesinde tartışılmaktadır. İsmi Amerikan bilim adamları listesinde neşredilir ve The Nation dergisi Reich’ın yazıları hakkında olumlu görüş belirtir. Sâdece bir bilimsel gazete, Psikosomatik Tıp (Psychosomatic Medicine) gazetesi, Reich’in Orgone hakkındaki düşüncelerine “sürrealist icat” diyerek onu eleştirir. Şöhreti Mayıs 1947’de âniden düşüşe geçer. 26 Mayıs’ta bağımsız yazar Mildred Edie Brady tarafından, The New Republic gazetesinde “Wilhelm Reich’in Tuhaf Durumu” başlıklı ve alt başlığında Reich’i “nevroz ve kanseri tatmin edici olmayan cinsel birleşmeye dayandıran, sâdece bir bilimsel gazetenin karşı çıktığı adam” olarak tanımlayan bir makale neşrederBrady, söz konusu makalesinde şunları yazar: “Orgone, cinsel orgazm sonrası olduğu söylenen, Reich’e göre, kozmik enerjidir. Reich onu sâdece keşfetmekle kalmamış, görmüş, ispatlamış ve Maine’de bir kasabaya Orgonon adını da vermiş. Burada, muhtemelen bundan ‘orgazmik potansiyel’ sağlayan, hastalarına kiraladığı akümülatörleri üretmiş”. Sharaf buradaki imâlı anlatımın açık olduğunu, ancak bu akümülatörlerin kullanılmasındaki asıl amacın kanser tedavisi olduğunu ve kanserli olmayan biri için orgazmik potansiyeli harekete geçirdiğini yazar. Brady’e göre, büyüyen “Reich tarikatına” dikkat edilmesi gerekmektedir.

Tıbbî âletlerle ilgili reklâmlar ve düzenlemeler Federal Ticaret Komisyonu (Federal Trade Commission) ve Amerikan Gıda ve İlâç Dâiresi (US Food and Drug Administration – FDA) tarafından ortaklaşa düzenlenmektedir. 23 Temmuz’da Federal Ticaret Komisyonu’nun Tıbbî Tavsiye Departmanı’ndan Dr. JJ Durrett, FDA’ya mektup yazarak Reich’in talebi üzerine Orgone’un sağlığa yararlarını incelemelerini ister. FDA, konuyla ilgilenmek üzere bir müfettiş tayin eder. Teftiş sonucunda Reich’in 250 akümülatör imâl ettiği öğrenilir. FDA, bunun “büyük ölçüde dolandırıcılık” olduğuna karar verir. Sharaf, konuyla ilgili olarak, FDA’nın incelemeleri sırasında bir tür seks mesleği olduğundan kuşkulandığını, Orgonomi ile ilgilenen kadınlar hakkında FDA’nın “bu kadınlarla ne yapıldığını” sorduklarını yazmaktadır. Kasım ayında, Reich “Komplo” adında bir yazı neşreder. Zincirleme Duygusal Reaksiyon: “Tabiî fenomenleri, silâhlar bana doğrultmadan araştırma hakkım için yalvarıyorum. Ayrıca asılarak idam edilmeden hata yapabilme hakkını da istiyorum. Kızgınım, çünkü iftiralar her şeyi yapabilir ancak şu ânda görüldüğü gibi hakikatler çok az şey”. Sharaf, konuyla ilgili olarak, Reich’in gittikçe, Brady’in, Stalin’in ajanlarından biri ve “Komünist suikastçı” olduğuna inandığını yazar.

1954: Yasaklama Emri

Yıllar boyunca FDA, Reich’in talebeleriyle, hastalarıyla ve hekimlerle Reich’in Orgone Akümülatörleri hakkında sorular sorarak görüşmeler yapar. 29 Temmuz 1952’de FDA tarafından Orgonon’a önceden haber verilmemiş bir denetim yapılır. Müfettişlerden biri FDA’nın kendi müfettişi, diğeri FDA’nın tıp uzmanı ve üçüncü müfettiş ise FDA’nın tıbbî cihaz uzmanıdır. Reich’inçatkapı misafirlerden nefret ettiği biliniyordur; bir keresinde yandaki araziyi gözetleyen bâzı insanları elinde silâhıyla kovalamıştır. FDA’dan gelen müfettişlere de ateş açıp kendisiyle görüşmek istiyorlarsa önce yazdıklarını okumalarını söyleyerek Orgonon’dan ayrılmalarını söyler. Bu ziyaret ile FDA’nın denetleme dönemi, Reich’ın da “hükûmetin kabadayıları”, “kızıl faşistlerin maşaları” gibi kavgacı karşılıkları ile birlikte başlamış olur. Reich, hükûmette devlet başkanı olan Eisenhower da dâhil olmak üzere kendini koruyacaklarına inandığı güçlü arkadaşları olduğu fikrine kapılır. ABD Hava Kuvvetleri’nin Orgonon üzerinden uçuyor oluşu da her şeyin yolunda olduğu izlenimini desteklemektedir.

10 Şubat 1954’te, ABD savcılığı, Federal Yiyecek, İlâç ve Kozmetik Kanunu’nun (Federal Food, Drug, and Cosmetic Act) 301. ve 302. maddesine dayanarak Orgone Akümülatörleri’nin eyaletler arası dolaşımının ve Reich’in bu cihazın promosyon ve reklâmını yapan yazılarının yasaklanması talebiyle dava açar. Reich, hiçbir mahkemenin onun çalışmalarını değerlendirebilecek nitelikte olmadığını söyleyerek mahkemeye çıkmayı reddeder. Clifford Mahkemesi’ne yazdığı uzun mektupta şunları kaleme alır: Benim bu davadaki hakiki konumumla birlikte bugünün bilim dünyâsı, benim Yiyecek ve İlâç Dâiresi’ne karşı bir davaya girmeme müsaade etmiyor. Böyle bir davaya girmek, ilkel, atom öncesi Orgone enerjisi gibi özel bir branş hakkında hüküm verme hak ve yetkisinin hükûmette olduğunu kabûl etmek anlamına gelecektir. Ben, bu sebeple, tarafınıza eksiksiz bir güven ile bu davadan çekiliyorum.

Mahkeme, 19 Mart 1954’te, Reich’ın akümülatörleri satışıyla ilgili yasaklama emrini Reich’ın gıyabında onaylar. Varılan hüküm, dava talebinde istenilenden daha kapsamlıdır: Bütün akümülatörler ve parçaları ile bunlar hakkında yazılmış tüm promosyon materyalleri ve kullanma talimatları imha edilecektir. Bu, Reich’ın Orgone enerjisi hakkında yazdığı on kitabı da, Orgone ile ilgili referansları silininceye kadar kapsamaktadır. Bu kitaplar arasında Kişilik Çözümlemesi ve Faşizmin Kitle Ruhu Anlayışı da vardır.

Mayıs 1956: Duruşma

Mayıs 1956’da Bulut Dağıtan (cloudbuster) ile deney yapmak amacıyla Arizona’ya seyahat eder. Reich’ın yokluğunda ve bilgisi olmadan, talebelerinden Dr. Michael Silvert yasaklama emrini ihlâl ederek akümülatörlerden bâzılarını ve yasaklı bâzı kitapları Maine eyaletindeki Rengeley Kasabası’ndan New York’a götürür. Reich ve Silvert, mahkemeye itaâtsizlikle suçlanırlar. Bir kez daha Reich yasal savunmasını yapmayı reddeder ve bunun üzerine Maine’de Portland’daki mahkemeye zincire bağlanmış olarak çıkarılır. Kendi avukatlığını kendisi üstlenir, yasayı ihlâl ettiğini kabûl eder ve savunmasında mahkemeye kitaplarının bir kopyasını gönderir. 7 Mayıs 1956’da mahkemeye itaatsizlikten suçlu bulunur ve iki yıl hapsine karar verilir. Silvert ise bir yıl bir güne hüküm giyer. 1949’da Wilhelm Reich ve talebeleri tarafından kurulan Wilhelm Reich Vakfı’na ise 10.000 Dolar para cezası verilir.

Reich’ın arkadaşlarından ve akademi üyesi bir psikiyatr olan Dr. Morgan Herskowitz, mahkeme heyetine şunları yazar: “Kendisini tarihî bir kişilik olarak gördüğünden, tarihî konuşmalar yapıyor ve böyle yaparak mahkeme hey’etini etkiliyordu. Onun yerinde olsaydım, hapishâneden kaçmak isterdim, özgür olmak isterdim vs. Ben olsaydım, mahkemeyi kesinlikle hukuk ilkeleri ile etkilemeye çalışırdım. Ama o bunu yapmadı”.

Reich, Ocak 1956’da temyize gider ancak Temyiz Mahkemesi, alt mahkemenin verdiği 11 Aralık tarihli kararı uygun bularak onaylar. Bunun üzerine ABD Yüksek Mahkemesi’ne başvuran Reich, Mahkeme’nin 25 Şubat 1957 tarihinde, alt mahkemelerin kararlarının incelenmesine gerek olmadığına hükmetmesi üzerine Silvert’le birlikte cezalarında mümkünse bir indirim veya ara verme talebinde bulunurlar. 11 Mart’ta talepleri kabûl edilmezse hapishâne yolunun görüneceği bir celse duruşma daha düzenlenir. Duruşma sonucunda mahkeme hey’eti ABD Şartlı Tahliye Kurulu’na Reich’in cezada bir indirim veya erteleme istediğini bildirir ancak hükûmet Reich’in Orgone Akümülatörü pazarlamaktan vazgeçmeyeceğini belirtir.

Reich, son olarak, devlet başkanına müraacat eder ancak sonuç alamaz.

1957: Kitaplarının Yakılışı

5 Haziran 1956’da, Reich mahkeme kararına ilk kez temyize giderken, iki FDA görevlisi de Reich’in akümülatörlerinin imha edilişini denetlemek için Orgonon’a gelir. Akümülatörlerin büyük bir çoğunluğu satılmış olmakla birlikte 50 tânesi Silvert ile birlikte New York’tadır. Orgonon’da ise sâdece üç akümülatör vardır ve FDA görevlilerinin bunları imha etmeye yetkileri yoktur, sâdece imhanın gözetlenmesi ile yetkilendirilmiştir. Bu sebeple Reich’in arkadaşları ve oğlu Peter baltalarla makineleri parçalarlar. 26 Haziran’da görevliler bu kez reklâmla ilgili materyallerin ve Reich’in bâzı kitaplarının imhasına gözcülük etmek için geri gelirler. 26 Temmuz’dan önce Reich tarafından akümülatörlerin imhasına engel olmaları için birçok kez başvurulan Amerikan Sivil Özgürlükler Birliği (American Civil Liberties Union – ACLU), 26 Temmuz’da Reich’in kendilerinden yardım istemeyi kesmesine rağmen, konuya ayrılan yer az da olsa kitap yakmayı eleştiren bir basın bülteni neşreder. İngiltere’de de AS Neill ve Herbert Read imzalı bir protesto mektubu yazılsa da, yayımcı bulunamaz. 23 Temmuz’da, kalan 50 akümülatör de New York’ta onları imâl eden SA Colins and Sons şirketi tarafından imha edilir.

23 Ağustos’ta, altı ton ağırlığındaki kitapları, dergileri ve makaleleri New York’un Doğu yakasında 25. Cadde’deki Gansevoort çöp yakma fırınında yakılır. Sâdece yasaklanacağı ama imha edilmeyeceği zannedilen 12.189 kopya Orgone Enerji Bülteni, 6.261 kopya Uluslararası Seks Ekonomisi ve Orgon Araştırmaları, 2.900 kopya Duygusal Salgın ve Orgon Biyofiziği Karşılaştırması, 2.976 kopya Orgone Enstitüsü Yıllıkları ve ciltli kitaplarının Cinsel Devrim, Kişilik Çözümlemesi, Faşizmin Kitle Ruhu Anlayışı gibi birçoğu da imha edilir. Bu imha faâliyeti, Amerikan tarihindeki en yanlış sansür uygulamalarından biri olarak değerlendirilir. Kitapların imhasında da, akümülatörlerin imhasında olduğu gibi, Reich’ın arkadaşları imha emrini uygularken FDA’nın sâdece imhayı gözleme yetkisi vardır. Bunlardan biri olan Victor Sobey şunları yazar: “Bütün harcamalar ve emekler Orgone Enstitü Matbaası tarafından sağlandı. Üç büyük kamyon kiralandı. Kendimi tıpkı öldürülmeden önce kendi mezarları kazdırılan insanlar gibi hissettim. Kendi mezarlarını kazdır, vur ve içeri fırlat. Sürekli, yazılı eserlerle dolu, kutu üstüne kutu taşıdık”.

1957: Hapsedilmesi ve Vefatı

20 Şubat 19572de Reich, vasiyet hükümlerini gerçekleştirmek için kızı Eva’yı tâyin ederek son vasiyetini imzalar. 12 Mart’ta, kendisine hayran bir psikiyatr olan Richard C. Hubbard’ınbulunduğu Danbury Federal Hapishânesi’ne gönderilir. HubbardReich’i muayene ederek paranoya, büyüklük hezeyanı, zulüm görme ve referans fikirleri tesbit eder. Bu durumdaki hasta kendisinin üstün keşifler yaptığını hisseder. Yıllar geçtikçe hatalı ve psikozlu düşüncelerini giderek evrensel kabûl görmüş düşüncelere uygun şekilde detaylandırarak açıklar. “Rockerfellows bana karşı” (büyüklük hezeyanı). “Hapishâne üzerinden uçan uçaklar, Hava Kuvvetleri tarafından beni cesaretlendirmek için gönderiliyorlar” (referans fikirleri ve megalomani).

22 Mart’ta Pennsylvania eyaletinde, Levisburg şehrindeki, öncekinden daha iyi psikiyatrik imkânları olan, Federal Cezaevi’ne gönderilir. Burada tekrar muayene edilir ve bu kez aklî olarak yeterli olduğu ve kişiliğinin bozulmamış olduğu görülür. Ancak, yine de “stresten dolayı psikozlu olabilir” denir.

İki gün sonra, 13 yaşındaki oğlu Peter’a şunları yazar: “Levinsburg’dayım. Ben iyiyim ve kesinlikle düşüncelerim de. Zamanın çoğunu hesap yaparak geçiriyorum. Ben bir tür ‘şeyler üstüyüm’, neler olduğunun tamamen farkındayım. Bana bir şey olursa benim için çok üzülme. Biliyorum, Peter, güçlüsün ve iyi. Önceleri, beni burada ziyaret etmenin iyi olmayacağını düşündüm. Bilmiyorum. Kargaşa içindeki bu dünyâda, şu ân öyle hissediyorum ki, senin yaşındaki genç bir erkek, hayat yolunda kendisini nelerin beklediğini tecrübe etmeli, ‘karın ağrısından’ önce onu anlamalı. Bu sebeple konuşmak, Hakikat bildiğin yoldan ayrılmamak, aslında dürüstlük, tarafsızlık ve kurumların üzerinde olmaktır – asla sinsi ve korkak olmak gibi değil”…

Peter onu Levisburg’da birkaç kere ziyaret eder. Reich, Peter’a çok ağladığını söyler ve gözyaşlarının “hârika sâkinleştirici” olduğunu söyleyerek ağlamasına izin vermesini ister. Peter’a son mektubunu 22 Ocak’ta yazar. Keyfinin yerinde olduğunu ve 10 Kasım’da serbest bırakılacağı günü iple çektiğini söyler. Cezasının üçte birini tamamladığında birkaç gün için izin almak amacıyla bir duruşma ayarladığını ve Peter’la birlikte Horward Johnson Restaurant’ta bir yemek ayarladığını yazar.

Reich, 3 Kasım günü sabah yoklamasına katılamaz ve saat 07:00’de yatağında ayakkabıları dışında tamamen giyinik hâlde ölü olarak bulunur. Hapishâne hekimi, “âni kâlb sektesi sonucu miyokardiyal yetersizlik” sebebiyle gece vefat ettiğini söyler. Orgonon’da orman içinde belirlediği bir araziye, bir yıl önce satın aldığı, Maineli bir zanaatkâr tarafından yapılan tabut içinde gömülür. Ölümünde dinî tören yapılmasını istemediğini, sâdece Franz Schubert’in bestelediği, Marian Anderson’un seslendirdiği Ave Maria ilâhisinin çalınmasını istediğini belirtir. Mezar taşında kolayca okunabildiği üzere: “Wilhelm Reich, Doğum: 24 Mart 1987, Ölüm:..”. Reich’in doktor arkadaşlarından Dr. Elsworth F. Baker, Reich’ın cenazesinde şunları söyler: “Binlerce yıldır, dahası son iki bin yıldır insan ırkının kaderini değiştirecek böyle bir adam dünyâya geldi. Bütün büyük adamlara olduğu gibi çarpıtma, iftira ve zulüm onu izledi. O hepsiyle mücadele etti, tâ ki organize komplo tezgâhı onu hapishâneye gönderip öldürünceye kadar”. Mezarının yanında Bulut Dağıtan’ın bir kopyası vardır ve laboratuvarının olduğu evi ise hâlen Wilhelm Reich Müzesi’dir.

Hiçbir psikiyatrik veya bilimsel gazetede ölüm ilânı veya anma yazısı neşredilmez. Time Dergisi 18 Kasım’da şunları yazar: Wilhelm Reich, 60 yaşında, ünlü bir psikanalist, Sigmund Freud’unarkadaşı ve izleyicisi, Wilhelm Reich Vakfı’nın kurucusu, son zamanlarda geniş kitlelerin bildiği ortodoks olmayan seks ve enerji teorilerinin geliştiricisi, kâlb sektesi sonucu, Levisburg Federal Hapishânesi’nde, iki yıllık cezasını çektiği yerde, icadını dağıttığı için, Orgone Enerji Akümülatörü’nü (Yiyecek ve İlâç Kanunu’nu ihlâl etmekten), telefon kutusu ebatlarında atmosferden enerji topladığı söylenen ve içine giren hastayı, nezle, kanser ve iktidarsızlığı tedavi edebilen kişi öldü.

Mirası

Reich’ın çalışmalarına, sözkonusu tâlimat gereği engel olunur. Vefatından sonra 50 yıl boyunca “imhadan ve tahrif edilmekten korunacak şekilde” depolanan neşredilmemiş yazılarını bırakır. Araştırmacılar, bilim adamı olsalar bile, 2007 yılına kadar bunlara ulaşamazlar. Yeni araştırma dergileri 1960’larda Reich’ın çalışmalarıyla ilgilenmeye başlarlar. Hekimler ve tabiat bilimcilerden oluşan küçük çalışma grupları ve enstitüler, Reich’ın çalışmalarıyla ilgilenerek araştırma çalışmalarına başlarlar. Yine de geniş bilim çevreleri Reich’ın çalışmalarına uzak kalır. William Steig, Robert Anton Wilson, Norman Mailer, William S Burroughs, Jerome D Salinger ve Orson Bean, Reich’ın Orgone terapilerine sâhiptiler ve Orgone akümülatörleri Avrupa’da, özellikle de Almanya’da bâzı alanlarda kullanılıyordu. Orgone akümülatörlerinin etkileri üzerinde çift-kör deney yöntemiyle ilk çalışma, Marburg Üniversitesi’nden Stefan Müschenich ve Rainer Gebauer tarafından yapılır ve Reich’ın ulaştığı bâzı sonuçlar doğrulanır. Bu çalışma, sonradan Viyana Üniversitesi’nden Günter Hebenstreit tarafından da tekrarlanır.

Reich’ın etkisi modern psikolojide hissedilir. Reich, Vücut Psikoterapisi ve bâzı duygulanım temelli psikoterapilerin öncüsüdür: Meselâ Fritz Perls’in Gestalt Terapisi ve Arthur Janov’un Primal Terapisi’ni etkilemiştir. Biyoenerjetik Analiz’in kurucusu Alexander Lowen ve Radiks Terapi’nin kurucusu Charles Kelley, Reich’ın çalışmalarına alabildiğine özen gösterirler. Birçok pratisyen psikanalist, 1933’te Kişilik Çözümlemesi neşredildiğinde (1949’da genişletilmiştir) Reich’ın karakter teorisine itimat eder. Amerikan Orgonomi Fakültesi (American College of Orgonomy) 1968 yılında Dr. Elsworth Baker tarafından ve Orgonomik Bilim Enstitüsü (Institute for Orgonomic Science) Dr. Morton Herskowitz tarafından kurulur ve bugün hâlâ Reich’ın orijinal tedavi yöntemlerini kullanmaktadır.

Reich’ın, Wilhem Reich Müzesi’nde fotokopi olarak bulunan araştırma günlükleri dışında, eserlerinin neredeyse tamamı yeniden basılır. Ancak, kitapların ilk baskılarına ulaşmak mümkün değildir. Çünkü Reich, hayatı boyunca kitaplarını sürekli geliştirmiştir ve kitapların telif hakkında sâhip olanlar sâdece en son versiyonun neşredilmesine izin verirler. 1960’ların sonlarına doğru,FarranStraus ve Giroux onun tüm büyük çalışmalarını tekrar neşrederler.

Popüler Kültürdeki Yeri

Reich, sürekli olarak popüler kültürü etkilemeye devam eder.

Orgon ve cloudbuster’a Clutch, Hawkwind, Pop Will Eat Itself, Turbonegro, Bob Dylan ve Patti Smith (Birdland albümünde Horses) şarkılarında rastlanmaktadır. Kate Bush’un Cloudbusting şarkısı, Reich’ın tutuklanması ve hapse atılmasını, 1973’te babasının hikâyesini anlattığı Bir Hayâller Kitabı kitabını yazıp yayımlayan oğlu Peter’ın gözünden anlatmaktadır. Şarkının klibi Julian Doyle tarafından çekilir, tasarlayan Terry Gilliam, klipte Reich’ı canlandıran Donald Sutherland ve Reich’in oğlu Peter’ı canlandıran Bush. Reich’in kadın orgazmı üzerine yazdığı makalesi World Party grubunun “Little Man Within” şarkısına esin kaynağı olur. Sözlerin yazarı Karl Wallinger’dır. Bilimkurgu yazarı Robert Anton Wilson, Reich’ın hayat hikâyesinden yola çıkarak Cehennemdeki Wilhelm Reich oyununu yazar. Ayrıca 1987 yılında kitap olarak da neşreder. Reich’ın çalışmaları, İtalyan yazar Valerio Evangelisti’nin Araştırmacı Eymerich’in Sırrı eserinde anlatılmıştır. Reich, zamanının çok ötesinde düşünen hayâlperest biri olarak tasvir edilmiştir. Reich’ın öğretileri hakkında 1971 yılında Sırp yönetmen Dušan Makavejev tarafından çevrilen Organizmanın Sırrı (WR: Mysteries of the Organism) adlı film, film eleştirmeni Roger Ebert tarafından 2007 yılının “Hârika Film” serisinde listelenir. Jon East’ın yaptığı kısa drama filmi Yapılabilir 1999’da Venedik Fil Festivali’nde Gümüş Aslan’a aday gösterilir. Reich, 2000 yılında Alan Moore’un çizdiği Supreme adlı çizgi romanda süper kahraman “Orgone Lad” olarak karşımıza çıkacak ve sonradan Superman’a esin kaynağı olacaktır. Bob Dylan’ın Desirealbümünün “Joey” şarkısında, “O Attica’da 10 yıl geçirdi, Nietzsche ve Wilhelm Reich okuyarak” denmektedir. Jack Kerouac’ın 1951’de yazdığı Yolda (On The Road) adlı otobiyografik romanında, Old Bull Lee karakteri (gerçekte William Burroughs’tur) sâhip olduğu Orgone Akümülatörü’nün faydalarını över ve nasıl “daha organik” ağaçlıklar yetiştirilebileceğinden bahseder. Aynı şekilde Burroughs da kendi otobiyografilerinde Orgone enerjisine epey gönderme yapar. İngiliz televizyon dizisi Peep Show’un beşinci sezon final bölümünde, dizinin iki ana karakteri Reich’ın Orgone teorisini yorumlayan bir tarikata girerler. Reich, David Sherman’ın 2008’de şehir plânlamacısı Del Webb hakkında hazırladığı Ekilmemiş Toprak Ütopyaları (Wasteland Utopias) adlı belgesele konu olur.

Peki, gerçekten hâlâ Reich’in fikirlerini destekleyenler var mı?

Bakın: http://www.orgonomicscience.org/http://www.wilhelmreich.net/,http://www.orgoninstitut.de/http://www.wilhelm-reich-akademie.de/,http://www.losorgones.com.ar/http://bioenergetics-sciba.org/about.html (bilhassa bu sonuncusunda Biyoenerjetik Psikoterapi’den uzun uzun bahsediliyor). Ayrıcahttp://www.youtube.com/watch?v=sPV-JExUPnshttp://www.youtube.com/watch?v=mop2YAxLGl8&feature=related gibi ilginç videolar seyredebilirsiniz…

 

2 Thoughts on “Psikanaliz Yanılgısı I ve II

  1. Oğuz on 03 Temmuz 2017 at 10:20 said:

    Freud bilimsel değil bu zaten bilinen bir şey ama sorun şu ki psikiyatri ve psikoloji genel olarak bilimsel değil. Psikiyatri ve psikolojideki bugüne kadar ortaya atılan bütün teoriler yanlışlanmaya açık değil dolayısıyla bilimsel değil. Psikiyatri ve psikoloji başlı başına pseudo-science’dır yani modern dinlerdir. Şimdilik herkes tarafından bilim kabul edilmesi önemli değil.

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Post Navigation