İki Kalas Bir heves’e Kapılan Psikolog

ugurresimPsk. Uğur Özkal’ ın izlenimlerini ilginize sunuyoruz.- TP Psikoloji  |
İnsanı, insana insanla anlatan sanat ile insanı insanla iyileştiren kişinin buluşması bazen aşağıda okuyacaklarınızı ortaya çıkarabiliyor.
Birey/duygular/düşünceler/yaşantılar vb. insana dair meselelerle uğraştığım için benim de mesleki deformasyonum, tanık olduğum pek çok olguda insanı anlamaya çalışmak. İzlediğim her oyunda da kendimi bunu yapmaktan alıkoyamıyorum. Hatta bazen oyuncunun içsel dışavurumlarında kendimi birden danışanımla karşılıklı oturmuşuz gibi hissedip içimden empatik tepkiler verirken veya soru sorarken bulabiliyorum. Hemen kısacık bir analiz yapıveriyorum. Bir psikoloğun danışanına kendisinden bir parça vererek onu iyileştirdiğini düşündüğüm gibi bir oyuncunun da kendisinden bir parçayı sahneden seyircisine sunduğunu düşünüyorum.
Bu yazıyı yazmama vesile olan da Cyrano de Bergerac’ı canlandıran oyuncunun selamında hissettiğim duygudur. Müthiş bir keyif alıyordu ve bunu bize de yaşatıyordu. Selamında resmen seyircisini derin bir nefes alarak içine çekti, aynı esnada seyirci de alkışlayan avuçlarının arasında onu kucakladı. Sahne ve koltuklar arasında fiziksel mesafe olsa da duygular havada birbirine kenetlenmişti. Bazen danışanlarımla çok verimli görüşmelerim olur (tüm görüşmelerimde böyle olduğunu söyleyemem), bu görüşmelerin bitiminde müthiş bir haz duyarım “O insana iyi geldim / O insana iyi geldi müdahalelerim.”. Aynı hazzı “o selamda” “o”nun hissettiğini gördüm.
Kendimi kaptırarak izlediğim üç buçuk saatlik “Cyrano de Bergerac” günlerdir üzerimden atamadığım bir coşku hali yaşatıyor. Oyun sevgilinin dış güzelliğine vurulmakla iç güzelliğine tapmak arasında yaşananları gösterirken aslında alt metninde duygularımıza sesleniyordu. Şiirsel bir anlatım “sadece bir kan pompası” olarak tanımladığım kalbimin yerini bana tekrar hatırlattı. Hissetmeyi unutmuş muydum yoksa kendimi baskılıyor muydum? Hakikatten neremizle hissediyoruz? Ne beyin ne kalp ne hormonlar, galiba tüm varlığımızla hissediyoruz. Mutluluğu, göğüs kafesi arasında dolaşan ince bir sızıdan keyif alarak hissettim. Neye mi mutluydum? Cevap bir üst paragrafta.
Psikoloğun gözünden Cyrano de Bergerac: Cyrano, şair bir silahşördür. Güçlü bir savaşçı olduğu kadar etkili bir söz ustasıdır da. Burnunun iriliğiyle ilgili özgüven eksikliğini aslında sadece sevdiği kadınla ilgili durumlarda görürüz. Çünkü meşhur “burun tiradı”nda aslında burnuyla ilgili laf atanlarla hem savaşıp hem de şiirsel bir anlatımla burnu hakkında kendi kendisiyle dalga geçmektedir. Burnuyla ilgili kompleksi sadece sevdiği kadının (Roxane) onu beğenmeyeceğiyle ilgilidir. Bu yüzden Roxane, sevdiği adamı (güzel bir adam olan Christian)  koruması için kuzeni Cyrano’dan yardım istediğinde, Cyrano bu isteği yerine getirir. Aynı zamanda “seni seviyorum”dan başka bir şekilde duygularını ifade edemeyen Christian’ın da Roxane’a olan aşkını anlatmasında onun adına mektuplar yazmaktadır. Belki de bu şekilde aşkını yaşamaktadır. Oyunun sonunda gördüğümüz ise Roxane’ın dış güzelliği değil iç güzelliğe vurulduğu, aslında Cyrano’nun mektuplarındaki sevgiliye aşık olduğudur. Aynı şekilde ne Christian ne de Cyrano Roxane’ı elde etmeyi istemiştir, sadece Roxane’ın aşkına sahip olmayı istemişlerdir. Seyirciyi ise son sahnedeki dev çınar ağacı ile yıllar sonra gelen itiraflar ve samimi duyguların varlığını yeniden keşfetmek büyülemiştir.
Uzun zamandır beyin/akıl olarak yaşamış bünyeme yürek/hissiyat olarak yaşamak çok ağır geldi. Tüm duygusal yaşantıları fizyolojik açıklamalara indirgemeye çalışıyordum. İnsanların duygularını anlamayı öğrenmek için şarkılardaki duyguları yakala demişti bir hocam. Yakalayamıyordum. Mekanikleşmeye başlamıştım. Yüreğimin yerini keşfetmek için birilerinin çarklarıma çomak sokması gerekiyormuş. Çomak sokuldu ve acıyla karışık bir mutluluk doldu içime. Meğer ruhumla bedenimi ayırmış acılara duyarsızlaşmaya çalışmışım. Her gün iç karartıcı bir trafiğe, kirli arabalara, kötü giyimli ve asık suratlı insanlara; kirli, bakımsız ve biçimsiz yollara, yapılara, eşyalara; insanların başarısızlıklarına, mutsuzluklarına, kızgınlıklarına, hastalıklarına maruz kalan gözlerim kalbimi yansıtmaz olmuş meğer. Tüm bunların varlığını reddederek hayatta kalmaya çalışan beynim görmez olmuş, duyarsızlaşmış belki de yok saymış. Duygu adı altında tek hissettiğimiz “öfke” kalmış şu dünyada. Öfke de “Dünya benim istediğim gibi bir yer olmadı, bunun hesabını vermeliler!” diyenlerin haklarını aradıklarını sanmaları gibi yansımış hayatımıza. Meğer olumsuz duygularla mücadele etmek yine öz kimyasallarımızda gizliymiş; tabletlerde, kapsüllerde değil. Meğer bu öz kimyasallarımız da gelişmiş bir beyin-zihin-hissiyat üçlüsünün uyumunda saklanmış. Yapmam gereken tek şey olduğu gibi kabul etmek ve yaşamakmış. Yok saymak acıdan ziyade iç sıkıntısı yaşatıyormuş. Galiba acıyla başa çıkmak iç sıkıntısıyla dolaşmaktan daha kolaymış. Dünyayı ve hayatı kötü-kirli-zor bir yer olarak gören beyin, “Dur çarpma, panik atak olursun yoksa!” diye kalbi tehdit ederek olumlu ve olumsuz duyguları bir arada yaşayıp kabullenmeyi engellemiş. Üstelik bedenimizin neden alarm verdiği konusunda kendimizi araştırmamızı da engellemiş; ilaçlara sığınmışız. Bu da düşünceleri ve duygularını düzenlemeyi ve dengelemeyi beceremeyenleri tutsak almış.
Roxane’ın da söylediği gibi “Evet beni seviyorsunuz, onu anladım ama süsleyin biraz söylediklerinizi.” dercesine bu yazıda yalın olanı biraz süslemeye çalıştım. Düşünce yalın, duygular ise onu süsleyendir ve bu ikisi illa ki bir arada anlamlıdır. Nihayet tüm sorunların çözümü, tüm kuramlar, hayat bir karmaşa gibi görünse de aslında “basit” ve “yalın”dır. Mutlu olmak istediğimiz kadar acıyı da yaşayabileceğimizi kabullenmek, varlığımızı biyopsikososyal bir model olarak bütünüyle kucaklayıp olduğumuz gibi yaşamak ise meselenin süsüdür.

3 Thoughts on “İki Kalas Bir heves’e Kapılan Psikolog

  1. Çok beğendim.
    Sevgiler

  2. ugur ozkal on 08 Mayıs 2013 at 07:47 said:

    Tesekkur ederim.

  3. harikulade..hislere tercüman olan güzellikte bir yazı.izin olursa paylaşmak isterdim.

eda için bir cevap yazın Cevabı iptal et

E-posta hesabınız yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Şu HTML etiketlerini ve özelliklerini kullanabilirsiniz: <a href="" title=""> <abbr title=""> <acronym title=""> <b> <blockquote cite=""> <cite> <code> <del datetime=""> <em> <i> <q cite=""> <strike> <strong>

Post Navigation